24 Ekim 2011 Pazartesi
Bölüm 12-Zar Atılıyor
Hava biraz esintiliydi, pelerinine sarıldı Lord. Günlerdir aynı yerlerdeydi zaten, artık buranın havasına ayak uyduracak şekilde giyiniyordu. Biraz uzak olduğundan soğuk olsa da, sessiz. Evet, sessizlik istiyordu hep. Uzakta, asosyal bir yaşam istiyordu. Nedenini anlayamıyordu ama her zaman yanında olan Ares'in Gözü'nün etkisi vardı şüphesiz.
Kırmızı palırtısı insanı kendine hapsediyordu, zamanla daha çok yanına alıyordu onu ve bırakamıyordu. Ama artık aklını toplayabilmişti biraz, "Yeter." dedi. "Fazla bağlandım buna, yönetmem gereken bir ülke ve insanlar var.", ama Taş'ı atmayı da göze alamıyordu. "Bir yere saklamak en iyi çözüm," dedi. "Kimse alamaz, ben dahil."
Son zamanlarda bu Kristal'i incelemek amaçlı aldıkça bağlanmıştı, bir etkisi vardı üzerinde. O tatminlik duygusu artıyordu ve onu sarıyordu artık. Ama artık anlayabilmişti sonunda o mayışıklıktan kurtulup düşününce. İki gündür şehrin bu güney, dağlara yakın kesimindeydi. Neler oldu bilmiyordu, hiçbir şey bilmiyordu...
Sonunda eve döndü. "Lordum uzun zamandır eve çok az geliyor." dedi karısı. "Malesef, ama döndüm işte ve gitmemeye kararlıyım." diye kestirip attı Pollux. Ama ona güveniyordu ve Taş'tan bahsetmeyi düşündü, bir an için. "Ne olduğunu anladıktan sonra anlatsam daha iyidir." dedi kendi kendine. Bahçeye kimse görmeden, kesesiyle birlikte gömdükten sonra eşinin yanına gitti, Taş'tan ayrılmak onu bir bakıma dinçleştirmişti. Ancak gömme işini çok zor yapmıştı, "Başladığın işi bitirmelisin." diyerek teşvik edebilmişti kendini sadece. "Yokluğum boyu ne yaptın?" diye sordu Pollux. "Sizi merak ediyordum, bazı şeyler oldu. Biraz gerginlik var." diye cevapladı İolkaste. "Neler oldu?" dedi Pollux, boşluğu nasıl dolmuştu acaba? Çözülmüş müydü bunlar? "Tam bilmiyorum Lordum ancak bulduğunuz Ateş'le ilgili. Onu koyduğunuz sunakta bir pusula bulundu; lakin kuzeyi göstermiyor.", "Peki ya nereyi gösteriyor?" dedi afallayan Lord. "Kuzeybatı." diye cevap verdi karısı. "Çok tuhaf, pirinç bir pusula ve Hephaistos sunağında olmadık bir yeri gösteriyor..." derken Pollux biraz düşündü. Eşi konuşurken beyninin içini dinliyordu. Bir şey geldi aklına, bir yanardağ, içine Kristali'ni ve bir kılıç atıyor, "Hephaistos." diyerek uyanıyor, Tatarlar'dan aldıkları tüm bilinen yerleri içeren haritaların boş kısmı... "Saol sevgilim." dedi.
Akşama doğru hepsi orada olmuştu. Merakla toplantı salonunda bekliyor, fısıldaşıyorlardı. Lord bilinmeyen gidişinden sonra dönmüştü ve bir meclis toplayıp her önde gelen adamın gelmesini emretmişti. Lord Aristodes, "Gittiği yerden bilgi getirmiş olabilir." dedi. Agenor baş salladı, "Birkaç kez gidip döndü. En son gidişinde, iki gün önce yani, onu görenler çok tuhaf, uykusuz ve yorgun gibi göründüğünü söylemişti." dedi. Zethos tam, "Nereye gittiyse-" diyecekken, "Merak ediyorsanız hemen güney taraflarındaki soğuk bir çayıra gittim." diye araya girdi bir ses. Siyah bir pelerin ve gri bir zırhla odaya Lord Pollux girdi. "Pek bir haber getirmedim, ıssız ve soğuk." dedi. "Ama haber getiren de değilim. Sizden bekliyorum." dedi. "Neyi?" dedi ilk kez konuşarak herkesi şaşırtan Patroklos. Yarım saattir oradalardı ve hep susmuştu. "Dünyada ne olduysa." dedi Pollux. "Buyrun, anlatın. Pusula'dan bahsetmeyin, biliyorum, konuşmanın sonunda ona geleceğim." herkes biraz şaşırmıştı, sonra Polyneikes başladı,
"Halk yeni şehirlerden dolayı memnun. Ülkede Pusula dışında kayde değer bir şey olmadı. Ancak dünyaya bakarsak Ilyth'tan gelen bilgilere göre son zamanlarda özel büyük kristallari kırmızı bir tonda parlayıp duruyormuş,normalden fazla. Bu Arcadia'nın tanrısal taşı için de geçerli, ayrıca kuzeyde başka şeyler de oluyor, bu Bilinmeyen Ülke dediğimiz yer, büyük bir devlet olan Amalour Krallığı tarafından saldırı almış, düşmanları ordusunu bir süreliğine çekinceyse Ölü Krallıkları denen o ilginç yere saldırmışlar. Bir de, Iltth güçleri sınırlarını bu burnun karşısına kadar genişletmiş. Körfezde gözleri yok gibi gözüküyor ancak Natzii'ye karşı birlik isteyebilirler. Yardım isterlerse ne yapalım?" Pollux biraz düşündü, sonra, "Askeri güç isterlerse vermeyecek değiliz. Ancak fazla büyük ölçüde de değil, sanırım ihtiyaçları olmaz ama. Geldiklerine göre hesaplıyorlardı. Devam et." Telegonus devam etti, "Doğu ülkelerinde pek bir hareket yok Lordum, bir süredir sessiz olan Sürgünler'se bozmuş gibi. Batı'daysa durum böyle." "Tamam." dedi Pollux. "Bizi ilgilendiren bir şey yok, şimdi ülke sınırlarına bakmanızı arz ederim." dedi. Boğazını temizledi ve tam konuşacakken büyük kapı açıldı, üzerinde yolculuk pelerini ve yol giysileri olan, uzun boylu bir adam arkasında bir muhafız onu durdurmaya çalışırken içeri girdi. Muhafız, "Lordum, toplantıda olduğunuzu-" derken Lord, "Görevine bağlılığın için saol ama bu yabancıyı dinleyebilirim sanırım." dedi. Muhafız somurtarak çıkarken adam, "Saolun lordum." dedi. "Ben Sürgünler Medeniyeti'nden geldim. Kara El Taron'un hizmetkarıyım. Konuya girmem gerekirse, şu an Bilinmeyen Ülke'den yaklaşık 500 canavar, Utheril'den yola çıktı ve bizi aşarlarsa Artemnos adındaki ilinize yürüme ihtimalleri var. Size hem haber vermek, hem de yardım edip etmeyeceğinizi öğrenmek için geldim." dedi. "Otur." dedi Pollux. Adam oturdu. "Yardım talebinizi reddetmeyeceğim lakin büyük bir orduyu da sınırlarımdan çıkarmayacağım. Size savunmada deneyimli bir liderimi ve 100 savaşçımı veririm. Ayrıca bu ne olduğu bilinmeyen canavarlar sizi geçerlerse, sınırlarıma çekilebilirsiniz. Zethos, gidersin umarım?" dedi. Zethos kalktı, "Bir birlik toplayıp gidiyorum Lordum. İzniniz olursa Artemnos cephesine de kuvvetler bırakırım." dedi. Pollux biraz kafasında durumu evilip çevirdi, sonra: "Özgürsün. Ama Akhilleuspolis'e de birlik gönder, amaçları orayı unutmamız da olabilir." dedi. Zethos selam verip çıktı. Odadaki muhafızlara, "Sürgünler'den gelen bu kişiyi misafir etmenizi buyuruyorum." dedi. Adamlar emir doğrultusunda bir oda hazırlamaya giderken ve Thera yolcusu teşekkürlerini bildirirken Pollux, "Şimdi de şu pusulaya gelerim." dedi. Ama tam muhafızlar kapıyı açarken içeri dev cüssesiyle Herakles girdi ve, "Ne diyeceğini biliyorum Ölümlü. Orayı keşfetmeye ben giderim." dedi. Adama şaşkınlıkla bakarak çıkan Sürgünlerli çıktıktan sonra, "Öyle olsun Tanrı. Karşı gelemem." dedi. Herakles ayrıldı.
Sonra son hız Zethos'un arkasından Artemnos'a gitti. Zethos birlikleri yerleştirme çabasınyken şehre yerleşti ve Mymirdonlar'dan kendisine Ether Bilgisi'nden bahseden adamı çağırttı. Adam girdiğinde sordu, "Zor durumlar adüşmememiz için bazı desteklere ihtiyacımız var. Bir büyücü yetiştirmeyi uygun görüyorum, söyle nasıl faydaları olabilir?" Adam cevapladı, "Ülke sınırlarına bir kalkan yapabiliriz, düşmanlarımız giremez. Sonra, doğal bir hisar yapmayı deneyebiliriz. Diğer büyülerse saldırımızı ya da kaynaklarımızı güçlendirecek türden.", "Peki yapabilir miyiz?" dedi Lord. "Deneyebiliriz." dedi Mymirdon. "Dene o zaman." dedi Pollux. "Ayrıca kaynak için de çalışın."
Ardından Pollux Artemnos'u ayarlamaya çalışırken Serbest Adalar Birliği'nden bir elçi geldi.
Deniz kıyısında bizim için bir şehir kuracak ve orada yaşayacak bin kişi bulacak.
"•Bu şehir ve çevresi Serbest Adalar Birliği gemileri için güvenli bir bölge ilan edilecek.
•Serbest Adalar Birliği gemileri bu şehirlerin denetimini ve güvenliğini üstlenecek.
•Serbest Adalar Birliği, bu şehirler sayesinde yaptığı ticaretten ülkelere kar verecek."
Maddeleri vardı parşömende. "Olabilir." dedi Pollux. "Ancak bazı kurallar koyacağım, bu şartlarım kabul edilirse kursunlar." sonra söyledi, "Şehir istedikleri gibi özgür bir şehir olabilir ama adalet işlerinde bana bağlı kalacak. Silah girmesi Selene Muhafızları dışında yasak olacak, ama isterlerse gemilere koysunlar, suda kalacak ama sadece. Aynı kural orada yaşayan vatandaşlarım için de geçerli, onlar da silah getiremez. Uygunsa, Akhilleuspolis'in biraz kuzeyinde olsun." elçi, "Sözlerinizi ileteceğim." deyip gitti.
Artemnos'daki işler hallorduktan sonra Lord Argo'ya döndü. İlimcilerin bazı fikirleri üzerine fizik gündeme çıktı, insan yapısını kavramak iyi olabilir diye düşünüyorlardı ayrıca. Pollux bunlarla da ilgilenip eskisi gibi dinç bir halde işlerine döndü ancak kristaline bir bakması gerektiğini düşündü. Kuzeydeki bütün kristallerde bir sorun var gibiydi, küçük bir ihtimaldi ama bakmakta fayda vardı.
Gidip kazdığı yeri tekrar açtı ve hayrete düştü: Taş yoktu! Aradı, başke yeri eşti, bahçenin altını üstüne getirdi tam anlamıyla ama yok, bulamadı. Muhafızlara patladı, "Siz kimi iznim olmadan bahçeme aldınız?!" korkan asker kekeleyerek cevap verdi: "Lo-lordom, kimseyi almadık, dediğiniz gibi her yerde güçlerimiz vardı ama..." Pollux çok öfkeliydi. "Kaybol gözümün önünde." dedi ve korkarak gerileyen adamdan uzaklaştı. Gidip evin içine de baktı ama bulamadı ve gömdüğünden emindi. Son çare olarak İolkeste'ye sordu, "Bahçede bir şey buldun mu ya da giren oldu mu? Ne bileyim adımla gördüğünü söyleyen falan..." eşi şaşırdı. "Hayır Pollux, ne için endişeleniyorsun bilmiyorum ama hayır, olmadı." dedi. Lord'un ona güveni tamdı, onayladı ve gitti. Nedenini bilmiyordu ama arıyordu her yerde. Yok, nereye gitmişti?
Aradan bir hafta geçti, yine aradı ama uzaklaştıkça ondan vaçgeçti. Hep içişlerine yordu kafasını Lord ve yardımcılarıyla görüştü. Halk bu canavarlardan tedirgin olunca bilgisi olan Mymirdonlar'a halka Doğal Kalkan'ı açıklamalarını istedi, başarırlarsa korunacaklardı. Böylece refah azar azar yayıldı. Artık kendini topladığı zamanda Tydeus'u ziyaret etmeyi düşündü. Bu düşüncesini gerçekleştirecekti ancak Tydeus'un yok olduğu haberi geldi ertesi gün. "Bilemiyoruz, hiç bir şey demeden ve yapmadan uyuyordu hep, öldüğünü bile düşünen vardı fakat akşam vakti kaçmış! Kimse anlayamadı, görünmeden uzaklaşması ayrı bir giz perdesi." demişti şifacı. Pollux buna çok öfkelenmişti "Siz nasıl bir güvenlik sağlıyorsunuz? Biri akli dengesini yitirip kaçıyor ya da Delilik'in kurbanı oluyor ve siz öyle duruyorsunuz. İşinize son veriyorum, 2. bir emre kadar evinize gidin." dedi. Ne kadar yalvarsalar da dinlemedi öfkesinden.
Tydeus bir yana, Mymirdonlar'dan biri kendisiyle görüşmek istedi. "İçeri alın." dedi Lord. Adam içeri girdi ve oturdu. Uzun kahverengi saçları vardı. Mymirdonlar genelde siyah ya da sarı saçlı olurdu ve bu rengiyle dikkat seçiyordu saçı. "Lordum." dedi. "Bir sorun mu var? Büyüleri başaramayacak mısınız?" dedi Pollux endişeyle. "Hayır lordum, tanrıların yardımına sığınacağız hala. Başka bir mesele var, şu an bazı manaları öğrenebilecek durumdayız ve bu açımızdan iyi olur. Çeşitli büyülerle huzuru ve savunmayı sağlamamız muhtemel olabilir." dedi. "Ne gibi?" dedi Pollux. Fazla bilgi kazanamamıştı hala ama yine de anlıyordu bu işlerden.
"Doğa manalarını bildiğimizden elementleri kavramamız daha rahat olabilir efendim, mesela Toprak ya da Ateş,Su veya Hava. Büyünün birçok kolu vardır, Doğa'ysa bambaşkadır. Ölüm, Kaos, Hayat, birçok döngü var ama özleri elementlere dayanmaz mı? Ateş saldırgandır, Su bilinmez, Toprak sert, Hava bilge. Bildiğiniz gibi kimi Sırlar'ı aşarsak bunları anlamamız mümkün. Bir manaya daha yoğunlaşabiliriz hala." dedi. "Peki bize faydaları ne olacaktır bunların?" diye sordu Lord merakla. "Ateş'i isterseniz, yıkıcı gücü elde edersiniz. Hangi büyüleri, nasıl dehşetleri yapabileceğinizi şimdiden bilmek zor ama güç sahibi olursunuz. Su'ysa birçok işe yarar, tedavi eder, buza dönüşür ve öldürür, Hava da bilgelik getirir, onun yıkıcı, ölümcül güçleri yoktur. Bir de Toprak kadar sert olabilirsiniz derler, O'na yönelirseniz."
Lord kafasında bunları evirip çevirdi, bir büyü yolu daha seçme ihtimali vardı. "Bu sözlerini düşüneceğim Yeni Gelen." dedi sonunda. "O Sırlar'ı bulmanıza yardım edeceğim. Ancak şimdilik birini seçemem. Sen evine dön, bekle. Ben de önerini meclisime açayım. Onların fikirlerini alır, sana bildiririm." dedi. "Tabii efendim." diye cevapladı Mymirdon ve gitti.
"Lordum." dedi Patroklos. Geçenki kadar kalabalık değildi ama birçok kişi vardı toplantı salonunda. "Biliyorsunuz, güneyden gelen düşmana karşı elimizde bir koz olabilir çoğuyla. Ateş onları korkutabilir. Topraksa bir kalkan olur.", "Ama başka yollar da var." dedi Lord. "Bence düşünmeliyiz bu konuyu enine boyuna. Ama Ateş'e yakın bakmıyorum. Çok işimize yaramayabilir." dedi. Agenor söze girdi: "Hatırlıyorsanız İskeletler bir mağara bulmuştu Kralım, ve inememiştik." dedi. Pollux olmaz anlamında baş salladı, "Onunla ilgilenmememizi de aynı kişiler söylemişti.", "Ama," dedi Telegonus, "Gelecekte önemli olabilir. İlla Kraken olacak değil yani," Pollux söze girdi, "Yine de sonraya bırakabiliriz. Çok önemli olsa o zamandan beri gündeme gelirdi." diye. Nestor baş salladı. "Tanrılar istediklerini yapar, pusulayı da vermeyebilirledi ama olması gerekiyormuş işte." dedi. "Haklısın." dedi Patroklos. "Ama ben hala Ateş diyorum." Pollux'a şimdilik etkisi olmaz diye düşünüyordu. "Bence işimize yaramaz. Su daha yatkın geliyor, ya da Toprak. Su'ya birçok şey yapılabilir, iyileştirme, öldürme,Topraksa dayanmamızı sağlar. Ayrıca ayaklarımızın altındaki şeyleri rahatça kavrarız. Ne diyorsunuz?" dedi. Birçok kişi onaylarcasına başını salladı. "Görüşleriniz için saolun lordlar." dedi Lord. Bir saattir tartışıyorlardı ve sıkılmıştı biraz. "Dağılabiliriz."
Şehrin biraz dışında bir tepeye kurulu bir Athena sunağı vardı. Oraya vardığında saçlarını omuz tarafında toplayıp, "Kahramanların dostu Tanrıça, senden yardım istemek için geldim buraya. Bir saldırı almamız söz konusu ve ihtiyaçlar var. Lütfen büyücünün yapmaya çalışacağı büyülere yardım et," dedi. Durdu. Ne diyeceğini bilemiyordu ama yardıma ihtiyacı olacağından emin gibiydi nedense. Bu hissi sevmemişti. Sonra arkasından yüce bir ses geldi: "Ben fazla yardım edemem Pollux, bu sizin yeteneğinizdir. Ama yanınızda bulunup tanrısal gücümü etrafa yayabilirim. Bunun büyük bir etkisi olacağını ya da her zaman yapacağımı düşünme, sadece büyücünün anlayabileceği bir manevi yardım yapabilirim, yardımımda saygından ve azmindendir. Yanınızdayım, ancak hizmetinizde değilim. Uygun gördüğüm zaman kulağına üflerim sadece." ve arkasına döndüğünde kalkanı Aegis ve mızrağıyla Yüce Tanrıça duruyordu. Bir an gördü, sonra kayboldu.
"Teşekkürler tanrıçam." dedi Pollux sessizce ve uzaklaştı. Ortalık biraz ıssızdı ve karanlık çöküyordu. İçine bir korku yayıldı, ne çok kez buradan geçmişti her saatte oysa! Ama yine de farklıydı, bir an önce dönmek istiyordu. Yapraklar hışırdıyordu ve hep arkasına bakıp duruyordu, çok boğuklaşmıştı hava. Daha hızlı adımlar attı. İlerledi, şehri tam görecekti, güvende olacaktı- büyük bir hışırtı geldi. Arkasına döndü, kimse yok. Önüne baktı, yok. Sağına, soluna, hayır göremiyordu o etrafta dolaşan şeyi. Yürümeyi kesti. Bakındı. "Kimsin sen ey bilinmeyen?" dedi. Cevap bir hışırtı daha oldu. Sonunda karşısındaydı, karanlık çökmüş yüzü, elinde her zamanki kırmızı haliyle parlayan Ares'in Gözü, alevler içindeki kılıç. Daha önceki karşılaşmaları gibi. Ona doğru ilerledi. Lord gerilemedi. "Uzaklaş." dedi. Tydeus'un bedeni daha hızlı yürümeye başladı. "Emrediyordum uğursuz canavar. Tanrıların önünde." dedi Pollux.
Duymuyormuş gibiydi, yaklaştı. Pollux kılıcını çekti. Ona doğru ilerledi. Çelik, ne olduğu belli olmayan ateş benzeri kılıca çarptı. Birbirlerine savurdular hünerle silahlarını. Pollux geriledi, bu Tydeus çok daha güçlüydü, hem ilk çarpıştıkları halinden, hem gerçek Tydeus'ken. "Krisal..." diye düşündü Pollux. Aynı gücü kendi de kazanıyordu ona yakın olduğunda. Yine kılıçları buluştu, Lord yenik düşüyordu. Üzerine bindi, tökezledi ve yere düştü Kral da. Ama bir tekme savurmayı başardı, beden birkaç geri adım attı ama toparlandı. Pollux da ayağa kalktı, yine üzerlerine atladılar. Tydeus onu tekrar düşürdü, Pollux'un elinden kılıcı düştü. Yumrukları fayda etmezdi. "Bitti." dedi.
Yenilmişti. Tydeus önünde durdu ve kılıcını kaldırdı. Pollux o güçlendikçe zayıflıyordu adeta, o an görüş alanı bulanıklaştı bir an. Sonra olanları tam göremedi, ama biri arkadan düşmanına sarıldı ve geri çekti. Ayağa kalkmak ilk düşüncesi oldu ve kalan son gücüyle görebildiği kadarıyla Tydeus'a saldıran Patroklos'u görüp Tydeus'un elindeki Taş'a saldırdı. O eline değer değmez duyduğu en büyük acıyı duydu, tüm kasları çözüldü ve her yeri yanmaya başladı. Ama bırakmadı, aynı acıyı diğeri de çekiyordu. Patroklos'un şaşırdığını gördü. Direndi, almaya çalıştı Ares'in Gözü'nü. Acı çoğaldı, düşmanı da acıyla kıvrıldı. Son hatırladığı Patroklos'un onları ayırmaya çalışırken attığı çığlıktı.
Gözlerini şifa evinde açtı. Bir yatakta yatıyordu, halsizdi. Bir süre sonra elinin varolduğunu fark edip baktı, sıkı sıkı Kristal'i tutuyordu. Kalkmaya çalıştı ama kovduğu şifacı onu yatırdı. "Dinlenin Lordum." eline baktı, adam da ona baktı ve "Elinizi sıkı sıkı kapalı tuttunuz şu üç gündür Lordum, yatakta olduğunuz süredir." Pollux biraz şaşırdı, hala halsizdi üç gündür uyumasına rağmen. Ama eli atikti hala. Adam ona utançla baktı, "Efendim, Athena'dan yardım dilenmek için giderken sizi, yeğeninizi ve arkadaşını buldum." Pollux, "İşini yapmakta serbestsin. Peki,diğerleri nasıl?" , "Tydeus hala uyuyor Lordum ve Patroklos iyileşti. Sizi görebilir sanırım." dedi ve biraz sonra Patroklos'la birlikte gelip onları yalnız bıraktı. "Nasılsın amca?" diye sordu yeğeni. "İyi olmalıyım." dedi Pollux. "Zethos ve adamları gitti. Artemnos hazır. Akhilleupolis güçlendi. Herakles kuzeye gitti. Telegonus ise kaynak aramaya gitti. Senin adınaysa, uyanıp uyanamayacağını bilemedim ve büyücüye Su manasını seçtiğini ilettim." dedi. Pollux gülümsedi. "Seçimim doğru mu?" dedi Patroklos. "Zarları attık." diye yanıtladı Pollux da.
Araştırmalar:
Fizik
Sırlar(Seçilen mana su)
Felsefe
Hamle:
4 Kaynak Keşfi(Telegonus)
1 Dünya Keşfi(Kuzeybatı'ya,Amalour Krallığı'nın batısına)
Asker Üretimi:
Büyücü(Artemnos)
Büyü:Doğal Kalkan
Büyü:Doğanın Lütfu
Büyü:Dikenhisar(sınırların güney kısmının sonunda,biraz kuzeyde sıradağların orada)
Asker Dağılımı:
Artemnos:
Okçu Birliklerin tümü
150 Savaşçı
50 Mızrakçı
Akhilleupolis:
100 Savaşçı
50 Sapancı
Ticaret:
Sürgünler Medeniyeti:Ver 1 Gelişim,Al 2 Üretim
Not:Serbest Adalar'ın teklifini kurallarım koşulunda kabul ederim, Akhilleupolis'in kuzeyinde biraz olacak şehir.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder