İskeletler'den önde olanı cevap verdi: "Kraken için yapabileceğimiz bir şey yok. Onun kaderi ne sizin ne de bizim elimizden belli olacak. Şimdilik sizi asıl ilgilendiren yere, güneye bakın!" Pollux afallamıştı, şaşkınlığını bir kenara bırakabildiğinde "Nasıl yani? Nasıl sizin elinizde değil? Geliş amacınız belli değil miydi?" diye haykırdı. Sonra birde, zihninin içinde İskelet'in sesi konuştu: "Fazla soru sorma." Düşüncelerinin okunması hoşuna gitmese de, siyah pelerinini savurup gitti. Bu beklediğinin çok ötesindeydi.
Sabah olduğunda İolkaste kocasını yatak odası ya da çalışma odasında bulamadı. Erkenden haber vermeden çıkıp gitmiş olması ihtimali üzerine biraz bozuldu, ta ki avluda bir çalının ardında onu görene kadar. Biraz sorgun görünüyordu. "Sizi üzen nedir Lordum?" diye sordu. "Tedirginim. Ülkemi korumak zorundayım ama neye karşı?Bir tanrı denize bakmamı, bir diğeri güneye bakmamı,İskelet'in biri de kuzeydeki ahaliyi boşvermemi söylüyor. Fazla kafa karıştırıcı." dedi.Bazı yerlerde kadınlar hor görülebiliyordu, ama bu ülkenin kökeni olan uygarlıklarda da, daha öncelerde de kadınlar üstün tutulabilirdi, kocası gittiğinde çocuk küçükse tahtı devralabilir, erkeklerle eşit. Savaşa gitmezlerdi ama.Belki erkeklerden tek eksileri buydu. Medeni bir görüşleri vardı Argolular'ın.
"Belki de onları dinlemelisin." dedi karısı sonunda. Sarı saçları ışıldıyordu, Pollux öğleden önceki güneş İolkaste'ye vurunca gözlerinin kamaşacağını sandı. "Daha önce de tanrılar sayesinde buraya geldik. Kabul et, yardım ediyorlar.Kendini her zamanki gibi yalnız görme." diye uyardı onu. Lord biraz düşündü, sonra "Haklı olabilirsin. Madem güneye bak diyor, güneye gitmekten ziyade bazı tedbirler alabilirim,oraya bir asker bölüğü yerleştirmek, kuleler yaptırmak, bunu düşünmem gerek ama." dedi. "İzninle bir konsey toplamak içi çıkacağım. Kuzenin Tydeus'u görülsen şehrin batı tarafındaki koruluğa gelsin söyle." dedi. Karısı başıyla onaylarken Pollux gidiyordu.
Yolda Polyneikes'e rastladı. "Seni burada bulduğuma memnun oldum, Elysium'da olsan baya beklerdik. Bir konsey toplamaya karar verdim, şehrin batı tarafında bir koruluk var,Arazi Yolu'nun kuzeyinde. Bazı lordları oraya toplarsan iyi olur." dedi. Polyneikes "Emriniz olur." deyip uzaklaştı.
Korulukta Tydeus, Patroklos, Telegonus, Lord Nereus, Polyneikes ve Pollux vardı. Lord Nestor, şans eseri Pollux'la yolda karşılaşmıştı. Kendisinden birkaç yaş büyük olduğu için Lord unuda yanında gitmeye davet etmişti. Savaş stratejilerinden az çok anlardı. Agenor'u da çağıracaktı ama onu bulamadı, Elysium'da olduğundan bile şüpheli olduğundan hemen başlamak istemişti.
"Güney'de bazı tehlikeler toplanıyor ve uyarılar alıyoruz." diye başladı Pollux. İskeletler'den bahsetti sonra, ardından Tydeus konuştu: "Benim bile içime bir kurt düştü. Geçen gece sınırların güneyiyle ilgili bir rüya gördüm, endişelerimden dolayı görüğümü düşündüğümden kimseyle paylaşmadım, tam sınırların sonundaki körfezin güneydoğusunda kırmızı bir parıltıyla bir çift aşırı yeşil göz vardı, etraf karanlıktı. Yürüyerek bulmuştum onu. Çok da uzak değildi." dedi. Pollux düşünürken Lord Nereus, "İlgi çekici. Bir uyarı olabilir, ama kırmızı parlayan bir taş ve bir çift göz yorumlayan bir rüya tabircisi görmedim hiç. Bir tanrıdan olduğunu sanmıyorum, bizi önemsiyorsa ve gerçek bir tehditse o yeşil gözler, açık konuşurdu." dedi. Pollux onayladı. "Bence de. Ama biz iskeletlerden aldığımız çarpık bilgileri bağdaştırmaya çalışıyoruz, neden bunu da düşünmeyelim?" dedi. Patroklos bir kahkaha kopardı, ancak başka gülen olmayınca sustu, Pollux'a bakarken onun da gülümsediğine yemin edebilirdi bir an için.
"Peki bunları esgeçersek,orası için ne yapabiliriz ki?" diye sordu Polyneikes. Tydeus, "Kuzenimle karşılaştığımda bahsetmişti, gelmeden önce biraz tartıştık. Pollux'un bir askeri kamp kurabileceğini söyledi ama bence olmaz, çünkü eğer sahiden düşmanımızsa onlar tam da sınırlarının yakınında kurulan bir askeri kampı hoş görmezler. Ben olsam sinirlenirdim." dedi. Lord Nestor aynı fikirde değildi, "Bir şey yapmazsak o sınırı da kaybederiz. Saldıracaklarsa saldırırlar. Bana sorarsanız kurabiliriz.Yapmazsak sadece bir saldırıyı sonraya atmış oluruz.Er ya da geç, olmayacak mı?" dedi. Patroklos baş salladı. Ama Pollux, "İkinize de hak veriyorum. Kurmazsak tedbiri elden bırakırız, şayet bu işi yaparsak riske girmiş oluruz ve Tydeus'un dediği gibi bir öfkeyi üzerimize çekeriz. Şimdilik bize karşı bir zararları olmadı ama geçici de olabilir, bir ikilemdeyiz." dedi. Bu herkesi düşündürdü çünkü haklıydı.
Sonunda Telegonus "Dağların gerisine kaynak keşfi için gitmiştim.Orada Pergamon varken Pollux da görmüştü yolu, Tehlike gelirse oradan gelir.Doğudan gelmeye kalkarlarsa Sürgünler adı verilen bir toplumla karşılaşırlar, kanımca kimse iğrenç canavarları sınırlarından geçirmek istemez, ama yapabilirler de tabi, liderlerinin bir kara büyücü olduğunu duydun, yanılıyor da olabilirim. Ama geçerlerse de dağları aşmaları gerekir. Argo'ya ulaşmaları çok zorlaşacaktır. Bir şey yapacaksak batı sınırını emniyete almalıyız." dedi. Lord hak verdi, Tydeus ve Patroklos da. Diğerleri düşünceliydi. Patroklos, amcasını tatmin edecek bir cevap buldu sonunda, "Ya bir şehir? Madem tek büyük tehlike o yol, orada bir şehir kurarım. Sınırlarımız büyüdü ve zaten düşünüyorduk bunu, doğru değil mi? Hem o büyükçe körfezi elimize alırız, hem de yola bir barikat kurmuş oluruz. Bir askeri harekat mekanından ibaret olmadığından bir şey diyemez ya da savaş sebebi arayamazlar. Ayrıca halk da kuzeye gidildiğinde deniz yolundan ya da kara yolundan başkente gidilebildiği, çok da uzak olmadığı için telaşlanmaz." dedi. Biraz düşündükten sonra herkes "Hmm..Olabilir" , "Evet!" tarzı şeyler mırıldandı. Pollux "Doğru." dedi. "Maddi durumumuz bir şehre yeter, zaten ihtiyacımız vardı. Bu birçok şeye çözüm olur, dağlardaki demir yataklarına da yakın oluruz. Kimsenin itiraz edecek bir sebebi yoksa, onaylıyorum." dedi. Gerçi izin almasına gerek yoktu ama fikir onun için önemliydi. "İlk başta liderlerin çoğu ve biraz askerle gidersek mekanı tam olarak yorumlayabilirz. dedi.Lord Nestor. "Peki öyleyse." dedi. Pollux, "Biz öncü kol olarak yarın bir asker ve gelmeye niyetli liderleri alıp gidelim. Bir mahzur olmazsa birkaç hafta sonra inşaatlar başlar." dedi ve konseyi dağıttı. Sonunda tatmin olmuştu. Gitmeden önce "Aferin Patroklos. Gerçekten bu kadar yaşlıca adam arasında kendini ispatlayıp uykumu kaçıran çoğu dertten kurtardın beni." deyip saçlarını dağıttı. Hoşuna gitmediği belli oluyordu ama kızardı ve gülümsedi.
Ertesi sabah Pollux diğer gecelerden daha rahat bir uyku çekti. Öğle sularında Lord Nestor, Patroklos, konseyde olanları öğrenip özür dilemek için gelen Agenor, Tydeus ve Lord Askanios gitmek için gönüllü olarak yanına geldi. Hepsi hazırlanmıştı. Lordları Agenor'a bu affedilme şansını verdi,gerçi kırılmamıştı fazla ama onu keyiflendirmişti yüzündeki ifade. "Polyneikes Elysium'daki işlerinden dolayı gelemedi." diye açıkladı Lord Nestor. "Mühim değil." diye cevap verdi Patroklos. "Ama Lord Nestor, sizden yokluğumda Argo'yu idare etmenizi rica edeceğim, hazırlıklarınızı altüstü ettim sanırım-" derken "Sorun değil Lordum, anlıyorum.Hepimiz gidersek fazla kişi kalmaz Argo'da." dedi.Herkes ahıldan birer at aldıktan sonra onlara 20 Savaşçı onlara katıldı. Fazla kişi götürmeye gerek yoktu. Şehrin kapısının önünde Telegonus'la karşılaştılar. "Geciktiğim için üzgünüm, diğer lordlarla görüşemediğimden nerede toplanacağınızı bilemedim, bir muhafız şehirden çıkacağınızı söyleyince buraya geldim." dedi.
Söz konusu yere ulaşmaları birkaç gün sürmüştü. Mekanı inceledikten sonra "Makul bir yer." dedi Tydeus. Ama bunu derken gözleri şaşkınlıkla bir yere takıldı. "Ne oldu?" dedi Pollux. "Hani konseyde bir rüyadan söz etmiştim,hatırlıyor musunuz?" dedi Tydeus herkese hitaben. "Evet." dediler bir ağızdan. Tydeus biraz ileriyi işaret etti, "Şu yol ve etrafındaki ağaçlar, karşısındaki deniz ve yerdeki çiçekler izlediğim yolun aynı, yanılıyor muyum bilmiyorum ama bir tanrı içime bu fikri soktu. Oraya gitmek konusunda kusursuz bir arzu duyuyorum." dedi. "Tuhaf." dedi Pollux. "Ama bir işaret olabilir bu rüya, o zaman çok kafa yormadık, şimdi gitmek de fayda olabilir." diye bitirdi sözünü. "Tek başınıza olmaz," diye araya girdi Lord ama "Bu Tydeus'a gelen bir işaret ve yanında biri olmaması gerekir." dedi Lord Askanios. "Haklı." dedi Pollux. "Çok sürmeyecek dönüşüm, akşama burada olurum.Çok uzak olmadığını hatırlıyorum." dedi Komutan Tydeus. "Başına bir şey gelirse diye yayınla okunu al ve havaya bir ok at. Bizi çağırmak istersen(tehlike durumu dışında yani) ise iki ok at.Geliriz. " dedi Lord. "Emredersiniz.Yol boyunca düz gidip bir kilometre eder mi bilmiyorum ama ağaçların kesildiği bir yerden sağa dönüp biraz yürüyeceksiniz sanırım."" deyip uzaklaştı komutan. Diğerleriyse akşama kadar mekanı inceleyip liman olabilecek,körfezin sınırları içindeki orta bir tarafına gittiler.
Akşam olduğunda yol arkadaşları hala dönmemişti. "Herhangi bir ok atmadı,dönmesi lazım." dedi Patroklos. Bunun üzerine beklediler ama geceye kadar dönen olmadı. "Ben gidiyorum." dedi Pollux. "Başına bir şey gelmiş olmalı. Baksanıza, hala dönmedi. " dedi. "Eğer öyleyse yalnız gidemezsin." diye onu uyardı Lord Askanios. "Doğru." diye onayladı Pollux. "Size burada kalmanızı emrediyorum, askerlere ve kampa göz kulak olun." dedi. Askanios onayladı ve diğerleri silahlarını almaya gitti.
Hızla gecenin ortasında koşarken o bir kilometre hepsine fersahlar gibi geldi. Sonunda ağaçların bittiği yere gelince tarif edilen yola dönüp dostlarını aradılar. Sessizlik ürükütücü türdendi. Bir çalılık çıktı karşılarına, ardından çalılığın arasında bir açıklık gördüler. İlerlediklerinde kimse yoktu orada. Pollux dostunu ararken duraksadı; kırmızı bir palırtı gördü. Gidip baktğında, kırmızı renkte parlayan bir kristal vardı. Tam eline almıştı ki, arkadan bir ses geldi. Ne yaptığını anlamadan cebine atıp baktı. O an bir tatminlik duyugusu hissetti nedense, ama çalılıktan boynunu iki yana sallayıp kendine gelmeye çalışan Tydeus'u gördüğünde dikkatini topladı. "Ne oldu sana?" diye sordular hepsi telaşla. "Bilmiyorum." diye cevap verdi Tydeus. "Kendimde değildim buraya geldiğimden beri. Bayıldım sanki." Patroklos hemen "İyi misin?" dedi. "Evet, iyiyim." diye cevap verdi komutan. "Sanırım bu rüya şaşırtmacaydı. Hiçbir şey yok." dedi. Bunu derken, Pollux gözlerinin bir an cebine gittiğini ve aniden yeşil bir pırıltı saçtığını gördüğünü sandı. Bulduğu şeyi sonra tek başına incelemek için "Tamam o halde. Dönebiliriz. Bizi çok telaşlandırdın sevgili kayınbiraderim." dedi.
Kampa döndükten sonra çevrenin uygun olduğuna karar verdiler ve Argo'ya döndüler. Pollux şehre gönderdiği mimarlar ve askerler gidene kadar taşa bakacak fırsat bulamadı. İnşaatçılar gittikten birkaç gün sonra gitme kararı aldı dinlenebilmek için. Avluda yalnız olduğu bir an, hala cebinde duran taşı hatırlayıp çıkardı. Hala kırmızı bir şekilde gözalıcı şekilde parlıyordu. Nedense eline aldığında yine bir tatminlik duygudu hissetti, ilk kılıcını almış bir genç misali ona doyamıyordu. İçinden bir ses, meydan savaşında ya da herhangi bir yerde herkesi yenebileceğine haber veriyordu. Bunu çok düşünemeden bahçe kapısı çalındı ve muhafızlardan biri Tydeus'un geldiğini haber verdi. "İyi olmuş" dedi. Döndüklerinden beri kimse görmemişti onu. "Yanına geldiğinde, muhafızlardan uzakta seninle konuşmalıyım." dedi selam bile vermeden.Gözleri yeşil bir pırıltı saçtı. Bu Pollux'un çok tuhafına gitti ama ne olduğunu soramadan yürümeye eşlik etmesi gerekti. Avlunun uzak bir tarafında Pollux yanına baktığında Tydeus yoktu. Bir an sonra arkasında, kırmızı bir ışık saçan kılıcını çekmiş ona saldırıyordu. Amansızca kılıcını çekip karşıladı ama Tydeus normalden çok güçlüydü ki normalde bile güçleri denkti. "Ne yapı-" diyemeden bir darbe aldı ama kılıcıyla karşıladı. Ancak bir süre savaştıktan sonra Pollux'un kılıcı ve kendisi yere savruldu. Son darbeyi koymaya kararlı olan Tydeus kılıcını kaldırınca hani insan bazen bir saniyede tüm ihtimalleri aklından geçirir ya, Pollux da aynı hisse kapıldı ve kalkan olarak kullanabileceği bir şey düşündü. Ve buldu! Cebinde bir kristal vardı. Hiç istemiyordu, kırılmasını hiç istemiyordu, yapamazdı... Ama mantığı üstün geldi ve rakibin kılıcı tam üstüne inerken taşı çıkarıp kısa bir kamaymış gibi karşılamaya çalıştı. Amansızca ve işe yaramaz olsa da, kalbinde bir suçluluk duygusuyla yaptı bunu. Ve başarılı oldu, kılıç taşa değer değmez durdu, taşın içine girmişti. Çıkamıyordu belli ki, sonra kılıçtaki o kırmızı parıltı birden söndü ve taşın parıltısı bir saniyeliğine dindi. Tydeus yere yığıldı, sanki kusacaktı ve Pollux göremese ya da herhangi bir şekilde hissetmese de aklında içinden bir şey çıktığına emindi. Tydeus sonunda öylece yerde kaldı. Pollux taşı eline yeniden alınca o tatminlik duygusuyla savaştaki üstünlük hissi geri geldi. Bu düşüncelerden sıyrıldığında, içinden taşa teşekkür edip Tydeus'u kaldırmaya çalıştı ama olmadı. Adam yere yığılmıştı. Şoku atlatmaya çalıştığı 5 dakikada içinde, Tydeus konuştu: "Yeniden, ben ben miyim?"
Günler boyunca Tydeus hiç konuşmadan sadece nefes alarak uyudu. Uyanana kadar Pollux başında beklemişti. Sonunda uyandığında yanında sadece Lordu vardı. "Pollux." dedi. "Ok atmam lazım, yanıma gelmeniz lazım... Geliyor..." ve yeniden uykuya daldı. İşte bu Pollux'un tüm düşüncelerini altüst etti. Taşı tekrar eline aldı dayanamadığı bir an. Bir baktı ve, "Senin adın Ares'in Gözü. Sebebiyse, bana savaşı hatırlatıyorsun." dedi. Lord Nestor yanına gelip, "Lordum, 3. şehir sebebiyle ülkeye daha düzenli olması için koyduğunuz kanunları halka anlatacaktınız bugün..." diyene kadar uyumadan orada kaldı.
Hamle:
Kaynak Keşfi x2 (Telegonus)
Şehir Kurmak (Güneybatı sınırının sonunda,batıdaki körfezin tam deniz kıyısındaki sınır tarafında,adı Akhillupois)
Populasyon Artırmak: Elysium,Akhilleupolis
Araştırmalar:
Kanun
Asker & Gemi Üretimi:
Elysim:1 Sapancı
Akhilleupolis:1 okçu,1 Berserker
Argo:1 Mızraklı
Lider Üretimi:
Nestor(TR)

Lütfen affedin,baya bir sınırlı zamanda yazdım ve konsey toplantısında rüyasını anlatana Telegonus demiştim,Tydeus olacak tekrar özür dilerim :( acele işte
YanıtlaSil