10 Aralık 2011 Cumartesi

Bölüm 15-Mağaradaki Geçit




Şafağın kızıllığı Argo'yu aydınlatırken, Seleneliler sorulara çözüm arayacak bir güne daha başlıyordu. Kendi başlarına çözemeyecekleri olaylar aldı başını yürüyordu; denizin dibinde bulunan bir geçit benzeri platform, tanrıların gönderdiği ne olduğu belli olmayan pirinç pusulanın gösterdiği Ilyth kenti... Ya da güneydeki Utheril kentine yapılan saldırının sonucunun ne olduğu sorusu. Aslında o kadar zor çözülecek sorunlar değildi bunlar, ancak Seleneliler komşuları tarafından binevi dışlanıyordu.

Mildor kentinden yola çıkan birliklere ne olduğu, Ilyth büyücülerinin meraklarını giderebilmelerine yardım edip etmeyeceği, Natzii'den bir saldırı gelirse onlara kimin yardım edeceği... Ancak bu unutulmamalıydı ki; hiçbir zaman muhtaç olmamışlardı.

* * *


Sabahın erken saatlerinde Pollux limanda kısa bacaklı bir masada oturmuş, büyücü Kaliphon'la koyu bir sohbete dalmıştı. "Gördüğümüz o geçit benzeri kapının ne olduğunu kavramamız için ilmimiz yeterli değil." dedi Kaliphon. "Komşu devletlerden yardım almak şart." Kral da böyle düşünüyordu, "Ama," dedi, "bildiğin gibi savaştaki yol şartlarının uzattığı varış süresi yüzünden şu an fazla sevilmiyoruz. Normal şartlarda bunu isteyebilirdim ama şu an topraklarında zaten inceleme yaptığım ve beni pek sevmeyen bir milletten tekrar yardım isteyemem. Almorialılarsa Mildor'u toparlamakla meşgul olacaktır, bizi pek umursamazlar." dedi.

"Haklısın ama bu bahaneler araştırmamız gereken şeyi geciktirmiyor Pollux. Er ya da geç bunu kavramamız gerek," diye cevap verdi ciddi ve öenmli bir konuda konuştuğunu belli eden yüz ifadesiyle, "ülkenin yoğun olduğunu biliyorum ama beni biraz dinlersen, Büyü Okulu açabilme kademesine gelebiliriz. Bir Büyü Okulu açmak çok zor ve masraflıdır ama onu açabilecek hale gelirsek başka manalarla güçleri kavrayabiliriz.", "Yine de yardıma ihtiyacımız olacak." diye kestirip attı Pollux. "Bu şeyin ne olduğunu anlamadan alakasız bir manaya yoğunlaşırsak faydasız bir şey yapmış oluruz ve hiçbir işimize yaramaz." Kaliphon başını salladı, "Ama hala çok usta olmasa da bu konuda bilgisi olan birileri var." dedi. "Tatarlar uzun süredir sadık bir müttefikimiz ve iç sorunlarını çözdüklerini, bu konularda bilgi sahibi olduklarını duymuştum."

Pollux bunun üzerine biraz düşündü, fena fikir değildi aslında. Kesin bir söz dinlemek daha çok işine gelirdi ama işi Tatarların ve kendi büyücülerinin mantık yürütmesini duymak zorundaydı. "Öyle olsun o zaman." dedi. "Şimdi gidiğ Bahçesaray'a haber salın ve bazı büyücülerini yardımımıza göndermelerini söyleyin." bunun üzerine Kaliphon hala ciddi bir ifadeyle ayağa kalktı ve başıyla selam verdi, "Umarım işe yarayacak." dedi ve gitti. Ardından Pollux da kalktı. "Yeniden denize bakmam gerekiyor." dedi. "Bu mağara elimde kalmalı ve geniş körfezi idare etmem için bana filolar lazım, güneyle ilgilenmem yerinde bir karardı ve şimdi elime geçen fırsatlarla ülkemin tüm çevresi kendi lehine işlemeli."

O sıralarda Agenor yeni askerlere talimler yaptırıyordu. Tankları kullanması oldukça zordu fakat savaşçılar gittikçe daha iyi nişan almaya başlıyordu doğrusu. Agenor sert bir hocaydı, hatayı kabul etmezdi ve gençlere mızrak talimi yaptırırken bizzat yanlarında dururdu. "Böylece karşındaki adamı öldürürsün, önce kendin ölmeden tabii." dedi yayı gerip oku kirişten geçirmekte neredeyse ustalaşmış olan birine. Polyneikes'i gördüğünde ona hedef tahtasına bakmayı söyleyip yapılı, diplomatlık becerisi olan adamın yanına gitti. "Yeniler nasıl?" diye sordu Polyneikes. "İdare ediyorlar." diye cevap verdi iyi olduklarını inkar edemese de sertliğinden vazgeçmek istemeyen Agenor. "Kısa süre içinde batıya doğru hareket edeceğiz." dedi konsey üyesi. "Sınırları Akhilleupolis'ten Ilyth topraklarına kadar ileri götürmemizi istedi kral. Nehirlerin suladığı topraklarda kalın surları olan büyük bir şehir kurma çabasında. Şehrin muhafızlarının bir kısmını alacağımı söylemeye geldim, onlarsız idare edersin değil mi?" Agenor güldü, "Tek başıma onlara bedelim. Sen işine bak, körfezi tamamen alıyoruz demek, bu büyük bir başarı olacak."

* * *

Şafakta kuzeyden, Amalour Krallığı'ndan bir haberci geldi. Uzaklara giden turnuva dövüşçüsü Stheneloia'nın başına gelenlerle ilgili haber getirmişti. "Gölge Thur'stad'la dövüştü. Gerçekten dişli bir rakipti." dedi. Pollux'a savaşın ayrıntılarını anlattı. "Tanrılarınız ona bir güç bahşetti ama hasmı gerçekten gördüğüm en şanslı kişiydi. İkisi de iyi bir dövüş verdi seyirciye." diye bitirdi sözlerini. "Gerçekten de haklısın." diye cevap verdi Selene kralı. "Ancak her şeyin mübah olduğunu bilerek girmeyi kabul etti Hades'in oğlu ve hakkıyla yenildi, elbet bu şansızlığı beni kahredebilir ama Thur'stad'a saygı duymak zorundayım. Ondan ölümü adına geleneklerimize uygun bir cenaze yapabilmek için Stheneloia'nın tüm teçhizatlarını talep ediyorum. Vermezse, kaderini karabüyücü namıyla anılan tanrılara bırakırım." dedi. Amalourlu elçi bir şey anlamasa da saygıyla reverans yaptı ve gitti. Lord Nestor Pollux'a sordu, "Elbet saygıyla durman gerekir ama neden bu kadar tepkisiz kaldın? Resmen şansıyla kazanan birine yenilmiş yüce Hades'in çocuğu!" dedi.

Ama Pollux'un aklında çok başka düşünceler yatıyordu. "Ona üzülebilirim ama güneyde sağ mı ölü mü olduğunu bilmediğim yeğenim beni öylesine kahrediyor ki; gönlümde yeni bir acı için yer açmam zor. Ama Sthenelos'un ölümü ve Thur'stad'ın bu elçiyle onun teçhizatlarını vermeyişi farklı şeyler ifade ediyor." dedi. "Peki karabüyücü tanrıların adını almanın ne gereği vardı?" diye sordu ihtiyar adam. Pollux şüpheyle, "Onların kim olduğunu biliyor musun?" diye sordu. Belli ki bunu Vicdan uydurmamıştı ve başka bilenler de vardı. "Sadece acımasız olduklarını duydum gençken." dedi Nestor. Pollux da onlar hakkında yeni bilgiler elde edemeyeceğine üzülerek başını çevirdi. "Öfkemdendi." dedi sadece. Ama aslında Ares'in Gözü'nü kastediyordu. Onu Stheneloia'ya bir süreliğine vermişti ve lanet kendi üstünde kalmıştı bu sayede. Ama o taşı kaybedince Vicdan tamamen Thur'stad'ın üzerine yüklenecekti. Ama geri verirse belki geçebilirdi, kestirebilmek zordu. Karanlık tanrılar herhalde bu manzarayı görebilmek için yapmıştı onu.

Askeri iksirlerden sonra da bunları yeterli görmemişti Lord. Derhal tüm iehirlere haber salmıştı, bu sıvıları geliştirmenin ilimcilerin en göz önünde tutacağı şey olmasını emretti. Bir süre sonra büyüyle, Maji'yle, tanrılara adaklarla bunu başaramayan bilgeler yenik düşünce Eurymachos isimli bir bilim adamı Genetik araştırmalar yapmış ve başarmıştı. Bu, ileride bir insanın tıpatıp benzerini yaratmayı bile mümkün kılıyordu. En ağır yaralar bile tedavi edilebilir olabilecekti geliştikçe. Ve Pollux'un ilk kütüphanede bulduğu formülü açtı: bunları serum haline getirip insanların genlerine aşılamak. Fakat barbarca bir insanı iğrençleştirme aracı değildi bu, hücreleri güçlendiriyordu, yani bedenlerin ve organların yapıtaşlarını. Tabi halkın bunu daha iyi anlayabilmesi için öncelikle süreli serumlara başlandı ve iksirlerin devri bitmesine rağmen yenileri de depo edildi her ihtimale karşın.

Ülkeiçi gelişmelerin ardından bir iyi haber daha geldi: Tatar büyücüleri evlerine dönmeden önce Selenelilerle birlikte o platformdaki şeyin bir boyut kapısı olabileceğini söylediler. Büyücü Kaliphon nihayet Pollux'a bu yakın tahmini bildirdiğinde Büyü Okulu öğretmenliği seviyesine ulaşmaya hazırdılar. Büyücüler gayretle çabaladı ve sonunda; Boyutsal, Kış ve Gölge manalarını kullanmayı başardılar. Ardından orası hakkında bir karar varılması gerekti. Kimileri büyümesini durdurmak, kimileri yok etmek istedi boyut kapısını. "Bir fikrim var." dedi Telegonus. "Madem bir şeyler yapmak elimizde, bence bu dediğiniz gibi bir boyut kapısıysa büyümesin ve genişlemesini durduralım, ardından içine girmeyi deneyelim." Kaliphon, "Bu dediğin o kadar kolay değil ama denemeye değer. Fakat içine gireceksek o kişinin bir korumada olması gerekir, Tartaros(Cehennem) gibi bir yere açılıyorsa misal?" dedi. "Ne olursa olsun, gizemini çözmeyi başarmalıyız." diye son noktayı koydu Pollux. "Akla gelecek tüm büyüleri yapalım, hepiniz mantıklı şeyler söylediniz." sonrasında burası hakkında herkes bir şeyler düşünmeye başladı.

Pollux oradan ayrıldıktan sonra Toxopes'e adamlarını gönderdi. "Körfezin kıyısındaki büyük gölün yakınındaki verimli alanlara kurulu şehrin gelirlerinin bir kısmına karşılık, Serbest Adalar Birliği'nden bize kimi ihtiyaçlarımız için hammedde gibi şeyler vermeyi kabul edip etmediklerini sorun. Asker vermeyi teklif ederlerse de, bu ülkeyi sadece Akhaların koruyabileceğini söyleyin." diye emir verdi. Elçiler onaylayıp yola çıktılar. Pollux da gölün kıyısında olan, taştan yüksek ve kuzeye giden nehri içine alacak şekilde uzun duvarları ve ortasında bir kalesi olan, gerçekten verimli alanlara hükmeden Halicarna'ya gitti ve Skamandero adını verdikleri nehre bir triemenin yarısı büyüklüğünde sandaldan daha büyük teknelerle nehrin bittiği yerlere kadar olan bölgelerden de haberler getirilmesi ve oraların izlenmesini söyledi. Şehir, gölün hemen kuzeyinde iidi. Beyaz taştan surları nehrin doğusuna hükmediyordu ve şehrin en batı ucu bir köprüyle nehrin öte yanına bağlanıyordu.

Yeni şehrin hükmettiği nehrin kıyısında, oğlu Iason ile birlikte manzaraya baktı Pollux. "Burayı sevdin mi?" diye sordu henüz beş yaşındaki oğluna. "Sanki başka bir diyardayım!" dedi Iason şaşkınlıkla. "Burası senin diyarın." dedi Pollux. "Gereken yaşa geldiğinde, buraya sen hükmetmeye başlayacaksın." dedi. Alçakgönüllü Iason, "Hepsini mi?" diye sordu heyecanla. Kral gülümseyerek evet anlamında başını salladı. Kendi gibi Kuzgunkarası saçları, mavi renk gözleri olan çocuğuna baktı. "Keşke Patroklos da burada olabilseydi..." diye düşündü, sonra dişlerini sıktı. "Yeğeni onu savaştan zaferle dönen bir komutan olarak örnek alsa çok daaha iyi olur...Umarım."

* * *


Birkaç günün ardından Argo'dan elçiler geldi. "Lordum, Tatar Krallığı'ndan size bir teklif var." dedi haberci. "Bizim sınırlarımız içinde, Tascuno isimli bir şehir kurmayı teklif ediyorlar. Şartları şöyle:


Şehir limanında iki ülke de gemi bulundurabilir.
Taskun ya da şehrin başka bir lideri, iki kralın da izni olmadan hareket edemez.
Şehrin vergileri şehrin liderine aittir.
Şehrin ticaret geliri Tatar Hanlığı'na aittir.
Şehirde iki ülkenin tüccarlarına ticaret ve hukuk alanlarında ayrıcalık tanınacaktır.
Eğer istenirse şehre 2 ile 40 kişi arasında bir denetleme komisyonu kurulabilir. Bu komisyonun yarısı Tatar, yarısı Selene olacaktır.
"

Bu yeni gelişme üzerine Pollux biraz düşündü, o sırada elçi, "Ayrıca 100 tank ve 500 savaşçıyı himayenize gönderdiler efendim. İlişkilerimizi geliştirmek istiyorlar." Kral Toxopes hakkındaki kararını düşündü önce, onlardan da Halicarna'da ticaret yapmak istemişti ama askeri vergileri kabul etmemişti, bu Selene kanının ötesinde, korsanlara bu konuda güvenmediğiydi ama mert müttefiklere güvenebilirdi. Sevmediği bir iki şart dışında kabul etmeye karar verdi: "Madem öyle, tamam. Fakat benim de şartlarım var ve bilinmesini istiyorum. Öncelikle, madem ticari gelirleri istiyorlar tamam ama kendi sınırlarımda işlenen ve korunan bir kentten daha fazla fayda elde etmem gerek. Üretimlerin %50şer bir şekilde bölünmesini istiyorum. O üretilen hammeddeleri istedikleri yerde pazarlasınlar ya da şehrin pazarından faydalansınlar, bizim kısmı Toxopes ya da Halicarna pazarlarına götürülür. Bu orandan hoşnut olmazlarsa konuşup düzenlenebilir. Ardından, deniz korumasının yarısını üstlenmelerini istiyorum. Şehirde dört kadırga bulunacaksa yarısı onların olmalı. Kara savunmasıysa çok büyük bir tehdit olmadıkça yalnızca bana ait. Bu şartlar da konuşulabilir, sadece aklımdaki kabaca bir taslaktı söylediklerim. Çok sert koşullarım yok, kabul ediyorlarsa Seleneli lider Polyneikes olmak üzere Ilyth sınırımıza kursunlar. Böylece hem Ilythle, hem Toxopes'le, hem de Halicarna'yla ticaret yapma fırsatı veriyorum onlarla." ve elçi selam verip hızla Argo'ya döndü.

Araştırmalar:
Genetik: 17 Gelişim, 17 Üretim ve 17 Askeri/Bilimsel Metod ile
Büyü Okulları: 2 Gelişim, 4 Üretim ve 0 Askeri(Seçilen manalar:Boyutsal,Gölge ve Kış)
Varlıklar:1 Üretim ve 1 Askeri

Hamleler:
Şehir Kurmak (Yeri DM'ye bildirildi, olmazsa tekrar ulaşırım zaten):4 Üretim ve 1 Gelişim
x6 Kaynak Keşfi(Telegonus): 6 Üretim
x4 Populasyon artırmak(Nestor/Tüm şehirler kent olacak şekilde, artan Halicarna'ya ve Tatar kentine.): 3 Gelişim
Sınır Genişletme(Polyneikes/Akhilleuspolis'ten karşıdaki Ilyth bölgesine kadar, artan körfezin güneyindeki göle)
:2 Gelişim ve 2 Askeri

Asker & Gemi Üretimi:
Tank(Argo'da üretilip Halicarna'ya)/Agenor: 9 Ap
x2 Okçu(Argo'da üretilip Halicarna'ya): Toplam 6 Ap
Firkateyn(Halicarna): 2 Ap
x1Savaşçı Akhilleuspolis'e: 1 Ap

Sur:
x3 Apye Halicarna'ya sur ve kale
x1 Apye Artemnos'a sur ve kale
Not:Halicarna'daki nehri öbür yana bağlayan köprü için 1 Üretim puanı veriyorum.

Asker Dağılımı:
Yeni üretilenler hariç, Tatar askerleri Tascuno'ya, tanklar Halicarna'ya.
Not:Tascuno,bizim ülkemizde Thebas diye anılacak. Haritada falan; Tascuno-Thebas diye gözükür, Goko'yla konuşurum zaten.
Akhilleupolis'e 100 savaşçıyla 50 mızraklı

Büyüler, büyü denemeleri:
Kaynak keşfi için Doğanın Lütfu
Büyü Denemesi:Zeus'un Kalkanı Altında
Büyü Denemesi:Othyrus Laneti
Büyü Denemesi:Argo
(anlamlarını en kısa zamanda DM'ye ulaştıracağım)
Not:Eski iksirleri de yeni serumları da olabildiğince çoğaltıyorum.

Toplamda 26 Gelişim, 33 Üretim, 42 Askeri harcamış bulunuyorum.(Ben ayaküstü saydım, DM tekrar sayarsa daha doğru olur sanırım.)

Diplomasi:
Goko:
Tatarlar rpmde bahsettiğim şartları yerine getirirse şehrin kurulmasında bir sakınca yok.

Serbest Adalar:
Bundan sonra Halicarna'dan ve Tascuno-Thebas'tan aldığım gelirleri onlarla puan karşılığında devamlı ticaretle pazarlamak istiyorum. Ne vereceklerini kendileri seçsinler.

Ayrıca Tatarların başkentine büyükelçilik açma ve aynısını Argo'da yapmalarını istiyorum. Eğer Serbest Adalar da onlar da kabul ederse, yapacağım büyü tutarsa Aqyar'daki nehri denetimime almak istiyorum, büyü tutmazsa onların olsun.(Argo)

Son olarak, Halicarna tekneleri Utheril yakınlarını ve Natzii yolunu gözlesinler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder