24 Aralık 2011 Cumartesi
Bölüm 16- Cadı
"Peki, düğün ve Germania liderinin cenazesiyle ilgili işleri bitirdiğimize göre, Utheril'de keyif çatan eski müttefiklerimize dönersek?" dedi Agenor. "Polyneikes dönene kadar herhangi bir sınır ilerlemesi yapmayarak kışkırtmaya niyetim yok onları." diye cevap verdi Pollux. "Çeşitli yollarla korunmamız lazım. Hem doğudan, hem de batıdan sınır komşumuzlar. Gerçekten ustaca hazırlanmış bir hainlik." Hızlı koşan Agenor suratını astı, "Kurtululabilmemiz mümkün mü emin değilim. Zeus bile Herakles'in ölümüne göz yumdu. Terk edilmiş gibiyiz." Kral sertçe asker komutanına baktı. "Sence bunu düşünmedim mi Agenor?" diye sordu. "Yeğenimin ve iyi bir dostumun yasını tutarken neden bir düğün yapayım? Elbette halkın da gülmeye ihtiyacı vardı ama normal şartlarda göz yummazdım. Tatarlar sıkı bir müttefikimiz ve tek müttefikimiz. Ve elbet Tolga Giray'ın zaten var olan dostluğumuzu geliştirmek için ilk adımı atarak batıda bir şehir kurması ona güvenimi artırdı. Fakat yeterli değil. Arcadia denen yer onları zor durumda bırakacaktır şüphesiz ve bizim de onlara karşı görevlerimiz var. Elçiler önce Serbest Adalar Birliği'ne, sonra Amalour Krallığı'na gitsin. Ölü Krallıkları ise şimdiye dek bizimle hiç iltibat kurmadı. Bir süre reddedilmek istemediğimden onların taraf bulmasını beklerim. Sonra kozumu oynarım." Agenor onayladı, "Bunu bir dünya savaşına dönüştürüp düşmanın kökünü kazımak akıllıca. Fakat kabul edilmesini sağlamak çok zor isteğimizin." ama Lord bunu da düşünmüştü, "Hayır. Emin değilim, sadece elimdeki birkaç ilgilenebilecekleri teklifler var. Bu arada, sınırlara bekçiler yerleştirin. Herhangi bir şekilde, birilerinin ülkeye girmesi yasak, çıkışıysa benim mührümle gelenler yapabilecek sınırlara. Utheril'e gidecek bir grup elçi dışında da çıkış izni vereceğimi sanmıyorum."
******
O gün olan tuhaf şeylerin ilki, yaşlı bir adamın haykırışlarıyla başladı: "Hades!" diye bağrıyordu. "Hades! Bu onun alameti, baksanıza Argo'ya ne işaretler gönderdi!" beyaz saçlı adam böyle yakarırken çoğu kişi gözünü ona dikmişti. Argo'nun ortasında bu manyak dikkat çekmek için meydanın ortasına, birkaç hafta önce düğünde yakılan ve birçok adamın uğraşlarıyla kaldırıran Sönmez Ateş'in olduğu yere gitti. Ne var ki, daha yine zırvalara başlamadan muhafızlar onu tutup uzaklaştırdılar. Bu sefer onlara yalvarıyordu, "Lütfen! Kralı görmem gerek! Acıyın şu yaşlı adama!" onu duyan Pollux, ne kadar derdini anlamasa da "Bırakabilirsiniz askerler, saolun." dedi. Hala gözleri onda olan adamlar adamcağızı bıraktı. Yaşlı adam kralı beklemeden, "Lordum! Lordum! Hades, lordum! Bir alamet gönderdi!" dedi. Pollux büyük ihtimalle yanlış bir şey gördüğünü düşündü karşısındakinin. "Ne alameti? Neden bahsediyorsun?" diye sordu. Adam, "Şehrin hemen yakınında duydum, yerden sesler geliyordu! Hemen korulukların orada, gerçekten" dedi. Pollux da önce büyük ihtimalle delirdiğini düşündü fakat sonra aklına geldi: dediği yer, yıllarca uyanmayınca ve derisi yanmayınca sonsuz uykusu için Tydeus'a yaptıkları yer üstünde duran demir tabutun bulunduğu yerdi. Önce hiçbir şey gelmedi aklına, o ifrit sadece kristalden uzaklaşınca ortaya çıkıyordu ve kimsenin haberi olmuyordu. Demir bir tabutun içinde olması da ihtiyarın duymasını sağlamış olabilirdi ama neden şimdiye kadar değil? Eğer bunu öğrendiğinde yalnız olsaydı ve başka bilen olmasaydı, gidip orayı açmayabilirdi belki ama şimdi yanında başkaları vardı ve haber yayılabilirdi. Halk tedirgin olacaktı.
Muhafızlar onun bu ifadesini göründe, "İnanmıyorsunuz, değil mi kral Pollux?" dediler. Pollux başını salladı, "Hayır, ama Tydeus bu!" deyip yürümeye başladı. Adamlar bir şey anlamamalarına karşın onu izlediler. Meraklı gözler eşliğinde, sonunda demir tabuta vardı. Demir, onun dönüştüğü sert hali temsil ediyordu. Kaidesi, iki basamakla tabuta çıkıyordu. Yaklaştı, ağır demirin önüne gitti ve tüm gücüyle zorladı. Çok uğraştı, ama gücü buna yetti ve üst tabakayı aşağı attı. İçeride, yorgunluktan bitkin halde yatan, yıllardır hiç değişmemiş Tydeus vardı. Temkinli bir şekilde, "Tydeus?" dedi. Adam kıpırdandı. Gözlerini açmayı başardığında, "Güneş..." diye mırıldandı. Pollux onu tuttu ve dışarı çıkardı, aşağıdaki çimlere yatırdı ve, "Tydeus, beni duyuyor musun?" diye sordu. Adam belli belirsiz bir şeyler söylemeye çalıştı, onu tanımamış gibiydi. Arkasındakilere seslendi: "Şu bitkin adam için çabuk biraz su ve yemek getirin! Halini görmüyor musunuz!" dedi. Muhafızlar hızla koştu ve insanlar onlara yol verdi.
Döndüklerinde, ellerinde bir matarayla kuru ekmek vardı. Pollux mataradaki suyu, eski dostunun ağzının içine döktü onu doğrultarak. Tydeus biraz öksürüp, ona verilen ekmeği aldı güçlükle ve uzun süreli açlığından sonra iştahla yedi. Biraz daha su içtikten sonra, gözlerini açmayı başarabilmiş ve oturmuştu. Pollux'u tanıyınca: "Pollux? Sen misin?" diyebildi. Ama güçlükle konuşuyordu, "Ahh, çok...yorgunum..." dedi. Kral, "Kendini zorlama." dedi. Sonra onu kaldırdı ve taşıdı, bu sefer hastaneye değil; kendi evine götürüyordu. Gözlerinde o korkunç palırtıdan eser yoktu.
******
Elysium kıyılarına birkaç beden vurduğunda, gükyüzünün ortasına yaklaşmıştı Helios'un altın arabası. Balıkçılar haber verdiğinde, Telegonus hemen bedenleri yanına koştu, yaşıyorlardı ama çok su yutmuş gibiydiler. Çehrelerine iyice baktı ve, "Bu Polymeros." dedi. Polymeros, ağzındaki tuzlu suyu tükürdü ve, "Tanıdıysan biraz yardım edersen iyi olacak, " dedi. Onu hemen kaldırıp şehre taşıdılar. Bir süre dinlenip dinçleştiğinde, "Ne oldu size?" diye sordu. Adam ağzındaki tüm tuzlardan kurtulmak istiyormuşcasına tekrar tükürdü. "Ne olmadı ki?" diye karşılık verdi. "Hangi akla hizmet gidip Ilyth'e savaş açtınız?" diyerek patladı bir an sonra. "Biz mi? Çok yanlış duymuşsun dostum. Ilyth, hiçbir sebep olmadan ordumuzu arkadan vurdu. Batıdaki Houri'ye Ilyth büyücüleri bizden önce haber salmış demek." dedi. "Haber salmak ne kelime? O anka kuşu konuştuktan sonra iğrenç bir yaratıkmışım gibi üzerime atıldılar! Su yok, asker yok, karşımdakinin suratına tahmin edeceğin gibi-" derken sözünü kesti Telegonus: "tükürdün. Büyük başarı." dedi. Polymeros önce öfkelendi ama sonra eğleniyor gibiydi, "Evet, beş kişi olsak da iyi dövüştük. İyiki bir ada ki denizi vurup su bükerek gelmekte zorlanmadık, tabi kıyılara yaklaşınca çok yorgun düşmüştük. Önümüzü kesen bir filo olmaması başka bir şükran meselesi." Telegonus bunun üzerine, "Geri dönebilmene sevindim. Öğrendiklerini çabucak anlat ki Hephaistus'un emrini anlayıp Ilyth'in son durumunu öğrenelim." Polymeros, "Doğru yerden gelen doğru adama sordun." dedi. "Pusula-bu arada, işte pusula burada, yanardağın altını gösteriyor. Çok fazla fikir bulamadan kovulduk, barış zamanında yardım isteyebilirdik ama tanrıları sanırım orada büyü yapmalarını yasakladı. Bunu bağırıp çağıran adamı kimse tanımıyor ama, bizden biri de değil. Bir peygamber bile olabilir." bunun üzerine düşünceli keşifçi, "Sanırım o tanrılar bizimkilerin isteğinin gerçekleşmesine de karşı. Oradan bir kez kovulduk, dünyanın batısına bir daha nasıl gidebiliriz ki?" dedi hayallari yok olmuş bir şekilde. Ama Polymeros gülümsedi. "Dünyanın batısı çok düşük sayıda gemiye sahip ve ekonomik durumu şu an büyük bir filo kurmasına engel olmuyor değil." Telegonus önce umutlandı, ama sonra, "Arkalarında Almoria olduğunu söylemeyi unuttum sanırım. Serbest Adalar Birliği'yle denizcilikte yarışan ülke."
******
Iason, Halicarna'daki ilk evlilik günlerinin tadını çıkartıyordu bir süre öncesine kadar. Kısa zaman önce, Argo'da çoğu Tatar beyinin ve Akha yiğidinin önünde evlenmişlerdi Yasemin'le. Ona kalsa, sonsuza kadar orada kalmaya razıydı. Fakat Elysium'dan gelen haberlere ve tahminlere göre, kendileriyle aynı kıtada olan şehirlerine asker takviyesi yapıyorlardı rakipler. Ilyth'de sadece bu yüzden gemi bulunduğunu söyleyen bile vardı.
Şehrin askeri bilgileri ellerinde olmadığından, ellerinde sadece Tascuno'da beklemek kalmıştı. Bir ihtimal de Utheril'den gelebilecek bir saldırıydı. Halicarna, savunmasız kalırsa da Utheril'deki düşman için kolay olurdu saldırmak bu yüzden askerlerin yerlerini değiştirmedi. "İstersen benimle gelebilirsin." demişti Yasemin'e. "Akrabalarında orada, ve bir de büyü okulu var, katkın olabilir; sonuçta çoğu kişiden daha bilgilisin." ama, "Hayır," demişti Yasemin. "Sen yokken burası sahipsiz kalacak. Yakın zamanda ülkemde çıkan isyan hala aklımda." Iason, "Seni anlayabiliyorum, nasıl istersen." demişti Iason. Halicar'nada bir tekne limanı yaptırıp gitmişti. Şu ansa, yeni açılan Büyü Okulu'yla ilgili bir mektubu tamamlıyordu. "Yeni öğrenilen güç-mana çeşitleri oldukça yararlı gibi görünüyor. Ayrıca, daha iyi faydalanabilmek için yeni bir okul hiç fena bir fikir değil. Tamam. Ah, unuttum, Halka iyi öğretmenler atayabilmemiz için öncelikle Maji'de ustalaşmış birilerini bulmak mümkün mü? Başka bir ülkeden çağıramayız şu durumda ama Tydeus hakkında bir şeyler demiştiniz, şayet dedikleri doğruysa, büyü yeteneği de olabilir." Babasının eski bir arkadaşı ve kendisinin dayısı olan Tydeus'un yakın zamanda, kimsenin kavrayamadığı bir uykudan uyanıp çok ilginç şeyler anlattığı söyleniyordu. Dediğine göre-yani Pollux'un sadece ona söylediği, bir kristalle ilgili şeylerden sonra, Tydeus uzun süredir kendi beyninin içinde esirdi. Ares'in Gözü'nü koruyan gardiyan, onu ilk bulduğu zamandan beri orada, zincire vurulmuş halde beyaz bir adamdan işkence görüyordu. Fakat, bazen ifritin düşüncelerini duyabildiğinden bahsetmişti. Bu, tahminine göre düşünceleri çok yoğun olunca, yani 3 kereydi, Pollux'la onun bedeninde Akhilleupolis yakınında ilk karşılaşmasında, ona olan ilk saldırısında-burada büyük bir korku duymuştu, babası büyük ihtimalle kılıcını kristale vurduğunda olduğunu söylemişti, Tydeus ise o sırada ifritle bir olup taşla arasındaki bağlantının kaybolduğunu fark ettiğini düşünüyordu, üçüncüde de emanetini çalan kişi ondan uzaklaştığında. Sonra, "Thur'stad." diyerek, uzun bir bekleyişin ardından yeni sahibi bulup gitmişti. Ama, Tydeus ayrıca ondan, Yaratım gücünü ve büyü yapmayı öğrenmişti. Elbette inanması güçtü ama bunu okuduktan sonra, kağıt suya dönüşüp yok olmuştu. Bu küçük su büyüsü, Maji'ye işaret ediyordu Yasemin'e sorduğuna göre.
Tascuno'ya gidip Germania'daki cenazeye yollanmış olan Polyneikes'in yerine geçmesi düzenini çok değiştirmişti ama bu bir fırsat yaratmıştı. Burası bir kıyı kentiydi ve Ilyth'e çok yakındı, hiç tanımadığı amcasını öldürmelerinden dolayı mümkünse köklerini kazımak istiyordu; babası onu oraya gönderdiğinde bu yapacaklarını kabul etmiş oluyordu, ya da başka gidecek biri kalmamıştı ve en yakında o vardı. Her neyse, planları vardı... Tabi önce Houri'yi görmüş olanları yanında ağırlaması mantıklı olacaktı. O kente saldırmak imkansız olsa da, ülkenin durumundan haberdar olabilirlerdi, ya da dinlerinden.
******
"Evet..." diye mırıldandı Pollux. Karşısındaki Zeus sunağı, içler acısı bir şekilde, Sönmeyen Ateş vesilesiyle yakılmıştı. Havaya dumanlar yükseliyordu fakat kendi giydiği ay beyazı zırhına yaklaşmıyordu. Şimsekler çakıyordu bir de öfkeli bir şekilde ama şimdilik kimseye isabet etmemişti, etmemesini planlıyordu. Selene ahalisi işini gücü bırakıp gelmişti, Agenor yanında, Nestor hayretler içinde arkasındaydı. Konuşma zamanı geldi. "Bir zamanların yücesi saydığım Zeus, duy beni!" diye haykırdı. "Şuraya yerleştiğimden beri, hiçbir şekilde yardım eli uzatmadın şu arkamdaki insanlara! Hakkını asla yemem, fakat dualarıma bir kereden fazla yanıt vermedin! Erytria ve Artemno insanlarını sen verdin belki ama Athena ve Artemis yardım etti bana. Sen her şeyi gören kayandan, nasıl da telaşlandığımı izlemekle kaldın! Sana en büyük uğraşımla yakaladığım hayvanları burada kurban etmeme rağmen, bana zaferle ilgili-ve kimsenin anlayamadığı, o zehrin aslında müttefikin bilinmeyen zehri olduğu-, alametini bile Poseidon gönderdi! Eskiden kendisinden iğrenilen Hades bile bana senin vermediğin yardımı verdi! Kendi oğlun Herakles bile sana yalvarırken öldü! Şimdi söz sırası bende, şu yanan ateş, seni diğer tüm tanrılaı-rın kudretiyle lanetlediğimin işaretidir. Dumanın en yükseğe çıktığı yeri eminim görüyorsundur, o dağın zirvesi işte Hades'in Tahtı olacak!" Bunun üzerine, yanındaki şaşkın kalabalığın bir kısmı onu destekleyen bağrışmalar çıkardı, kimileri de, "Bu aptallıkk! Bizi kim koruyacak sanıyorsun?", "Hades'in cevap vereceği ne malum?" diye haykırdı.
Ancak Pollux onları umursamadı. Haklıydı da. Alevler bir an daha da yükseldi ve içinden bir siluet çıktı, bu siluet giderek belirginleşti ve zarifçe ayağını ateşin dışına attı. Onu görenlerin çoğu, büyücü tanrıça Persephone'un kendisi bile sandı. Fakat değildi. Tamamen siyahlara bürünmüştü, elbisesinin kolları ve ayak bilekleri açıktı sadece. Elbisesiyle aynı renk olan saçları parlıyordu. Göz rengi bir zamanlar farklıydı belki fakat Hades'ten gelmiş biri olduğunu belirten gri renkteydi gözleri. Daha fazla bir şey söylemek gerekirse, güzeldi. Çoğu kişi güzel olduğunu düşünüyordu ve tehlikeli bir güzellikti bu. O, Persephone ya da Afrodit dalan değildi, o Cadı Medea'ydı: "Hades yakarışlarını duydu ölümlü." dedi. Bu dil, bilinen ortak dilde değildi. Sebebini o da anlamasa da, Pollux denileni kavrayabilmişti. Sonra akıcı bir şekilde, o an için çıkardığı belli olan kalın bir sesle konuşmaya devam etti: "Ben Medea. Senin gibiyken, Persephone'un en büyük rahibesiyim ve şimdi de o ve kocası Hades'in hizmetindeyim. Karanlığın Efendisi bu adaktan çok etkilendi, sana mesajıysa, ateşin gelişimle havaya yükseldiği uzunlukta, onun boyuna ve ihtişamına uygun olmasını emrediyor. Bense, hizmetinizdeyim lordum." son iki kelimeyi ortak dilde söylemişti, bu insanların kendisinden korkmaması içindi. Kimse bir şey söyleyemiyordu, sonunda Pollux konuştu, "Seni görmek benim için bir onurdur güzel büyücü! Dediklerini kabul ediyorum, Hades'in ihtişamını her yerden görübilecek bir yere taşıyacağım." Cadı gülümsedi. "Onun ihtişamı zaten bastığın yerin altında. Bir insanın korkması için aşağı bakması yeterli."
******
Bu olanlardan sonra, Pollux'a bir mektup geldi oğlundan. Tascuno-Thebas'taki büyü okulu başarılı olmuş gibiydi. Tydeus'tan bir büyü okulunu yönetmesini istiyordu. Çok masraflı bir işti bu ama savaş haberi gelince tüm planlanan gelişimler iptal edilmişti. Böyle olunca da bazı kaynaklar açıkta kalmıştı, gelecek için biriktirmek yerine bu işe kullanmak karlıydı. Şimdilik Almoria ve Ilyth'den hiç elçi gelmediği için güneye kaynak keşfedecek adam göndermek akıllıca değildi. Pollux mümkün olursa, elini başka bölgelere uzatmayı düşünüyordu. "O süre zarfında öğrendiklerini başkalarına aktarmakta zorlanacağımı sanmıyorum aslında." dedi Tydeus. "Maji kullanıp herhangi bir zamanda büyü yapabiliyorum ve yaratmayı deneyeceğim, bilmekle sınırlı kalamam." Pollux, "Medea'dan yardım alman gerekecek. Bunu başarabilecek miyiz bilmiyorum, Tatarlar'ın başka büyü okulları var ve Iason bunu kolay görüyor olabilir. Ama bilmiyorum, zor olacak kesinlikle ve Mymirdonlar'ın bilgisi sana yardım etmeyecek. Medea'dan umut etmek zorundayız." dedi. "Güven bana." dedi Tydeus.
******
Sütunlara baktı Tydeus. Mermer ustalıkla işlenmişti, üzerlerinde büyüyü temsil ettiğine inandıkları kırmızı renkte, Ares'in Gözü'ne benzeyen taşlar ve yeşilleri vardı. Medea'nın isteği üzerine kapının tam üstünde Persephone'un temsili olan çiriş otu (Asphodel) bitkisinin bir kabartması vardı. Yukarı doğru yükselen yaprakları beyaz mermer, kimi kısımları kahverengiyle süslenmişti. Hayatlarında ne iyi, ne de kötü olanlar ve Minos'un karşısına çıkıp Elysium yahut Tartaros arasında seçim yapmak istemeyenler Asphodel Çayırları'nda dolaşırdı. Bu göz kamaştırıcı manzarayı gördükten sonra etkilenerek kapıya doğru bir adım attı, ve sonra ikincisi ve üçüncüsünü.
İçeri girdiğinde, meşalelerle aydınlanan karanlık koridora girdi. Sağa dönüp ilerledi ve solundaki bir kapıdan geçip çiriş otlarıyla bezeli bir bahçeye çıktı, bahçede su bükücü yetiştirmek için küçük bir göl, gölgeye hükmetmeleri içinse üstü kare sütunlarla kaplı, altına ışık düşürmeyen köşelerde dört sütun vardı. Bu çiçekler, doğayı da önlerine seriyordu kullanmaları için. Göl, ayrıca Kış'ı kullanmalarını sağlıyordu onu biraz ısıtıp soğutarak kara dönüştürmelerine yarıyordu. Bahçenin tam ortasındaysa, yuvarlak bir çember vardı, kalıcı olmayan boyut kapılarını açabilmeleri için ileri düzey öğrencilerin. Yaratmak içinse tüm alan önlerindeydi. Tydeus karşısındaki gençlere baktı. "Genç ve temiz ruhlar. Büyü hakkındaki kötü düşüncelerle lekelenmemiş." Bunlar tüm derslerin uygulamalı gösterimi için orada toplanmış büyücü adaylarıydı. Diğer odalar iksirler ve yazılı kaynaklar için ayrılmıştı.
"Hoşgeldiniz,"dedi. "Persephone'un sırlarını öğrenmek için." Öğrencilerin hepsi başlarıyla ona selam verdi. "Öncelikle, Maji'yi nasıl kullanmak istiyorsunuz?" diye sordu. Bir genç, "Ne için kullanabiliriz?" diye sordu. Tydeus gülümsedi. "Adın ne?" dedi. Oğlan, "Pellas." dedi. "Peki, Pellas. Ne yapmak istersin? Şu göle bak. Bu suyu -içmek dışında- nasıl kullanmak istersin?" diye sordu. Pellas ve tüm çocuklar düşündü. "Ben bir örnek vereyim." deyip göle baktı büyücü. Ellerini kaldırdı, suya odaklandı ve kendine doğru çekti. Şaşkın gözler izlerken, gölün suyu adamın yanına kadar geldi. Onu şekillendirdi ve bir at çıktı ortaya. Ve yine bir şeyler yapıp bir ip meydana getirdi atın boynunda. İpi tuttu ve sessizce mırıldanıp atı koşturdu, at çok ilerlemedi ama ip elinde uzadı. "Misal; uzağa bir elçi bile gönderebilirsiniz suyla. Aklınıza ne gelirse." dedi. Öğrenciler alkışladı ve suyla başladılar, hepsi suyu kaldırmayı başardı ve çeşitli şeyler yapmaya uğraştılar.
Bir anda ortaya çıkan Medea, "İyi gidiyorsunuz." dedi aradan yarım saat geçip sudan miğferler, balıklar ve hayvanlar ortaya çıktığında. Kimileri yaraladıkları yerlerini iyileştirmeyi başarmıştı. "Peki, gölgeye hükmetmeyi başarabilir misiniz?" diye sordu. Dikkati ustalıkla üstüne topladıktan sonra, karanlık yere doğru ilerledi ve önce karanlık yüzünden görünmediğini sandıktan sonra çocuklar, duvarlarda bir gölge dolaşmaya başladı. "İyi olacak." dedi Tydeus, hayranlıkla cadıyı izlerken.
******
Artemnos kenti, önemli bir limandı. Fakat, Mildor ve Almoria'ya en yakın kent oluyordu aynı zamanda ve kara savunmasının usta bir lider tarafından korunması gerekiyordu. Agenor gibi bir lider gibi. Son emirler, onun Artemnos'u korumak için çeşitli uğraşlarla şehrin denetimini eline almasına, Telegonus'unsa kuzeyde yeni kaynaklar araştırmak üzere küçük bir maiyetle ülkeden ayrılmasına yönelikti. "Mükemmel." dedi. Şu an baktığı yer, deniz suyunun açılan kanallarla etrafını çevrelemeye çalışıldığı, surları nehrin ortasına alma amaçlanan, çoğu insanın deyimiyle, Nehirkent idi. Tahta surların geliştirilme çabasıyla, geçiş yapmanın bir hayli zor olduğu bir yerdi. Büyücülerin şimdiki çabası, daha önce başarısız olan Dikenhisar adındaki dikenlerden oluşan kaleyi kurmaktı. Almoria'yı engellemek zor olacaktı, Artemnos düşerse bu sefer tüm hazırlıklar aleyhlerine olacaktı.
Argo'dan gelen yaklaşık 1100 mızraklı, şehrin surlarına doğru ilerledi Agenor'un önderliğinde. Büyücülerin bir dahaki hedefi, şehrin ortasında Su Düzlemi'ne açılan bir boyut kapısı açmaktı. Oradan gelecek yaratıkları konrtol etmelerini de Tatar Krallığı'nın yardımlarıyla elde edilen Ruh manası sağlayacaktı. Ne olursa olsun, sıkı bir savunma olacaktı. İlk okullarda da orada açılmıştı, artık ülkede çeşitli ilimler daha rahat genç nesile aktarılacaktı.
Araştırmalar:
Maji(Bilimsel Metod ile bedavaya geliyor.)
Okullar(B. M. ile bedavaya geliyor.)
Matematik( 1 Üretim ve Gelişim.)
Boyutlar(4 Üretim 4 Gelişim 4 Askeri.)
Hamle:
Populasyon artırmak: 2 Gelişim(Argo)
Kaynak Keşfi: 4 Üretim/Telegonus
Dünya Keşfi:3 Gelişim(Amalour Geçici Ordu Karargahı doğusuna gelen bölgesnin doğu tarafları.)
Hades Tahtı: 5 Gelişim,5 metre boyunda.
Tekne limanı kurmak: Halicarna:3 Gelişim
Sur: Halicarna 1 ap geliştirmek, Tascuna 1 ap geliştirmek, Artemnos 1 ap geliştirmek.
Asker & Üretimi:
x11 Mızraklı: 11 ap(Genetik ile 1100 oluyor, ayrıca Agenor'la yapılacak, Agenor 1100'e dahil değil.Argo'da üretilip Artemnos'a.)
x1 Trieme(Artemnos)
Asker Yerleştirme:
Tek değişiklik, Tatar'dan gelecek askerler Tascunoya hepsi, 20 tank ve 30 büyücü hariç.Tanklar artemnosa büyücüler halicarnaya)
Artemnos'u nehirle kaplamak: 2 Gelişim
Dilek: Kaynak Keşifleri Gelişim ve Askeri yoğunluklu gelsin.
Büyü Denemesi: Argo
Büyü Denemesi: Kemikadamlar
Büyü Denemesi: Poseidon Kapısı
**
Büyü:Okyanusun Ruhu
Büyü:Zeus'un Kalkanı Altında
Büyü:Dikenhisar
Büyü:Gölge Suikastçisi
Büyü Okulu:Tascuno'dakine 10 Gelişim katkı, Argo'daki de 10 Gelişim ve 10 Üretim.
Not: Tüm güç iksirlerini çoğaltıyorum. Mümkünse Maji'yle güçlensinler.
Diplomasi:
Serbest Adalar Birliği'ne elçi, teklifi DM tarafından biliniyor.
Amalour Krallığı'na elçi, teklifi DM tarafından biliniyor.
Utheril'deki Ilyth'e:
-Patroklos ve Zethos'a yaraşır mezarlar yaptırılacak Utheril fethinin destekçileri ve sadık yarcımcıları oldukları için. Ya da bizzat Selene'ye getirilecek.
-Selene Devleti'ne tüm ölülerinin teçhizatları geri verilecek. Cesetler için de 1. madde geçerli.
-Herhangi bir savaş olana kadar iki ülke arasında hiçbir bağ yok.
Kral Pollux. Elçilerin fazla oyalanmasına lüzum yok.
Toplam:19 Üretim, 37 Gelişim, 19 Askeri.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder