.
Şafak doğu ufkunda doğarken şehirde tedirgin bir hava hakimdi. İnsanlar yakında gerçekleşecek savaş yüzünden sıkkındı. Pollux önlemler alıyordu ve içlerine sıkıntı düşüyordu; kuzeyden gelen dedikodular onun da kulağına gitmişti ve çarpışmanın şiddetinin farkına varıp önlemler almıştı. Belki de huzurun kaçabileceği ihtimali sadece fısıltıyken kralın bunu açıklamış olmasıydı bu tedirginliği yaratan.
"Peki ya Lord Patroklos'a ne demeli?" dedi handaki adam. Karşısında oturan Artemnoslu şüpheyeyle ona baktı. "Bence İskeletlerin gönlünü almayı başaran ve onları kendi kuvvetine dahil etmekten vazgeçip Zethos'a yardıme gönderdikten sonra alçakgönüllüğü ve askeri zekasını kanıtladı. Fikri belli değil ama bir planı olduğu kesin." Uzun burunlu bir diğer adam içkisini bırakıp söze karıştı: "Bence bir ordu hiç savaş görmemiş bir komutana verirmemeli. Babası güçlü biriydi ama o henüz kendini kanıtlamadı. Pollux bu topraklara gelirken birçok mücadele vermişti, orduyu idare etmesi gerekirdi. Hem Tydeus Zethos'tan çok daha güçlü ve deneyimli, o neden evinde oturuyor?" sonra şarabını kafasına dikti tekrar. Polymeros adındaki muhafız biraz dinlenmek için hana yeni girmişti. "Sizi aptallar, bir şey bilmeden sallıyorsunuz. Tydeus'un hasta olduğu söyleniyor ve bu şehrin savunma planının yarısını Zethos yaptı, adam Mildor'dan haberler gönderip duruyor. Kulağına ne geldiyse; kuzeyde düşmanımızla çetin bir savaş yapılmış, ayrıntılarını bilmiyor fakat önlem alınması gerektiğini krala bildirdi. Kral siz burada sızarken ölmenizi engellemeye uğraşıyor, yeğeni ata binmeyi ilk beceren birliği yönetip kendini ispatlamaya gidiyor. Oğlun nerede Kaliphon? En son ara sokaklardan birinde büyük bir kavgaya girdiğinden dövdüklerim biri olmuştu sanırım." diye dudak büktü. Karşısındakiler cevap veremedi, hancıysa ona bir şeyler sunmak için yanına gitti.
"Bir kadeh şaraba hayır demem. Birini bekliyorum ve geldiğinde beni bulmasını sağla, burası kalabalık. Büyük ihtimalle onu fark edersin, yapılı bir komutan. Zırhında devletin arması var." Hancı başını sallayıp aceleyle gitti. Polymeros oturduğu boş masada beklemeye başladı. Beklediği adam Lord Pollux'un bir büyücüsüydü. Onu özel bir göreve göndermişti, son zamanlarda her türlü desteğe ihtiyaçları olduğunu söylüyordu. Yakın zamanda pirinç pusulanın gösterdiği yer tespit edilmişti ve oraya gitme görevi kendisine verilmişti. Ancak Ilyth ülkesinin yeni şehrini gösterdiğinden öncelikle Alward'a uzun bir yolculuk yapıp orada araştırma yapma izni isteyecekti. Büyücüyse bambaşka bir yere gidiyordu: yine yanlarında bulunmayan İskeletlerin sözünü dinleyeceğini söylemişti, "Her zaman bir bilmece bırakıyorlar bize, ve nasıl oluyorsa bu bilmece çözülürken haklı oldukları ortaya çıkıyor; Kraken'in kaderi ne bizim ne sizin elinizdedir demişlerdi, aslında haklılar. Şu an Tatarlar'a dayandı ve bize hiçbir zararı yok. Gerçi onlar müttefikimiz ama Hades yardım etmemizi istemediyse ve iç sorunlarını çözdülerse, gelecekte daha önemli olaylara vesile olabilir. Güneye bakın dediler, baktık ve bir canavar kafası gördük, ya da 500.
" Eh, şu an uzaktalar ve bulup gelecekte önemli olabileceğini düşündükleri mağara var, bakmanın faydası olabilir." Büyüzülerin suyu kontrol etme özelliği vardı, artık halk onlara Thetis'in Rahipleri diyordu. Kimileyise, Poseidon'un Çırakları. Polymeros aslında artık insanların onlara saygı duyup bağnaz düşüncelerini git gide daha fazla geride bırakmalarına seviniyordu. Akha adını alan bu ırka mensup olanlar büyüden korkardı. Ve beklediği hafif zırhlara bürünmüş büyücü Alkinoos geldi. Orta boyluydu, kara kaşlarının ardındaki ela gözleriyle ona bakıp selamladı. Mavi pelerinini omzundan sıyırmakta olan komutan da başıyla karşılık verdi. Birlikte masaya oturdular ve hancı servis yaptı. "Seni görmek güzel." dedi. Alkinoos, "Seni de öyle dostum." dedi. "Yolculuğa sanırım birlikte başlayacağız, Pollux Elysium'da bizi bekleyecekmiş. O mağarayı gören Patroklos gitmeden önce ona yerini söylemiş. Korsanlar ya da Poseidon'un gazabı engel olmazsa iyi bir yolculuk olacak." Gülümsedi. "Poseidon demişken, bu şarabı ona adamayı unutmamalıyım."
Buluştukları handan ayrıldıktan sonra yola koyulup dağların güneyi üzerinden Akhilleupolis'e, oradan da Elysium'a doğru yola çıktılar. Yolda güney sınırları kontrol etmek iyi olabilirdi, gerçi yol sonunda pek bir önemli şey göremediler ama o kesimlerin değerlendirilmesi iyi olabilirdi, taşlık vadiler bomboştu.
Vardıklarında gidip dinlendiler. Kral daha orada olduklarını haber almamış olmalıydı. Askerler için yapılmış yeni iksirlerden yaklaşık 750 adet vardı. Pollux çoğunluğunu savaşa gidenlere verip kalanları geliştirmeyi düşünüyordu. Bilimsel metodlara önem veriyordu, ayrıca başka emelleri de vardı ama herkese söylemiyordu.
Geldikleri günün akşamında kral onları konağına çağırdı. Lord kapıda onları selamladı. Biraz sohbet ettikten sonra çalışma odasına geçtiler. İçerisi biraz dağınıktı, parşömenler her yere yayılmıştı, eskiden kullandıkları taş tabletler bile vardı. Bir harita açıp masanın üstüne koydu. "Sonunda görüşebildik. Sanmayın ki siz ülkede gezip şehirlerle ilgilenirken ben bu odada oturup parşömenlere çizgiler çizdim. Büyük fikirlerim var ve burada yazıya dökülmüş şekillleri bulunuyor. Öncelikle şuraya bakın-parmağıyla haritada Elysium'un biraz yukarısını gösterdi-, şu yolu izleyerek söz konusu mağaraya varabilirsin. Detayları anlatacağım ama çizimleri hemen vermek istedim. Sana gelince Polymeros, Ilyth'in şehrine gideceksin.."
Polymeros kafasını salladı. "Tamam, dediğini yapacağım. Peki çok da gizli değilse, sen ne planlıyorsun?" Pollux cevap verdi: "Öncelikle şimdilik planlamaya devam ediyorum ama size biraz icap edeyim: Hephaistos'un verdiği ateşin kullanılması gerektiğini düşünüyorum, sunakta öylece durması bir şey sağlamaz. Kuzeyde 'tank' denen, ateş püskürtebilen makinalar olduğu söyleniyor ve bizim de gözümüzün önündeymiş dostlarım. Tükenmeyen bir ateş simya yoluyla demir gibi maddelerin içine hapsedilip püskürtülemez mi? Aslında o mağarayı da bu yüzden keşfetmek istemiyor değilim, sonuçta tanrısal bir yer olduğu kesin ve içindeki bizim açımızdan iyi bir şeyse gerçekten, şu zor dönemi atlatmaya ve bu gelişmeleri sağlamamıza yardımı olabilir." Polymeros,"Ayrıca pusulanın gösterdiği yeri arama sebebin de bu sanırım." dedi. Pollux'un başka sebepleri de olduğu belliydi ama evet anlamında başını sallamakla yetindi. "Son olarak, askerlere faydası olacak bu iksirleri geliştirmeyi düşündüğüm zaten biliniyor, bu dedikoduyı yaydım çünkü yardımı dokunabilecek herkesin desteği gerek." Bunları söyledikten sonra bir şeyler ikram etmek için konukları dışarı çıkardı, o sırada Polymeros kağıtlardan birinde "Athena Bi-" yazısını okuyabildi.
Sabah gitme vakti geldiğinde Pollux gemileri limana çoktan indirtmişti. "Sakin bir yolculuk olsun." dedi. Mürettebat onayladı. Triemede yerlerini aldıklarında diğer gemi de yola çıkmak üzereydi. Pollux Polymeros'a bir mektup verdi, "Bunu oraya vardığında Alward kralına götürmelerini istediğimi söyle. Ülkede dolaştırsınlar, bu onları bir birliğe davet etmemin resmidir. Beş gün önce bir rüya gördüm ve bu kararı aldım, dünyada bir zincir oluşturmak istiyorum. İnsan haklarıyla ilgili. Bunu imzalayan milletler üç ana madde ve kendi belirleyecekleri maddelerle halklarına bir takım haklar verecek. Amacım dünyada insanları yüceltmek, yurduna hiçbir faydası olmayan bir ayyaş bile insandır ve eşitlikte payı vardır. Adıysa Adalet Tanrıçası Athena'dan geliyor." Polymeros, "Harika bir lidersiniz lordum." dedi. Reverans yaptı ve geminin yönetimini eline aldı, Pollux da karaya indi.
Aslında bu kararı almasının kendince çok sebebi vardı, elbet insanlara önem veriyordu ama savaş arifesi bunun için uğraşmak faydalı olup milletini evrenselliştirse de vakit kaybı sayılırdı. Beş gece önce, Lord Pollux Vicdan tarafından tekrar rahatsız edilmişti. Ama bu çok farklıydı; rüyasında Poseidon felaketinden önce, daha Selene Medeniyeti kurulmadan, Daidalos devletinin başkentindeydi. Çeşmenin yanında Patroklos'un babası ve arkadaşlarıyla oturup şakalaşıyorlardı, önlerinden bir köle taciri geçti. Elindeki adamları kırbaçlıyordu. Onları fark edince, "Genç lordlar, önünüzde bu sefillere eziyet ettiğim için bağışlayın beni." demişti. Pollux da gençliğinin bilgisizliğinden ve arkadaşlarının önünde acımasız, tam bir erkek gibi görünmek için, "Sorun değil. Devam edin. Köleler sizin sonuçta." demişti. Vicdan birçok anısı içerisinde bunu seçmiş, sonra bu noktadan sonra anıyı farklı bir hale getirmişti.
Kendisi köleydi ve karşısında Tydeus'un değişmiş hali, Vicdan'ın yanında gördüğü ölüler ve kendi vardı. İskeletler ona bakıp gülüyordu uzaktan, bu İskeletler bile seni kurtaramaz demek sanırım diye düşünmüştü o an. Sonra ölüler onu kırbaçladı, kılıçla yaraladı ve eziyet etti. O davul seslerini gene duydu, bu sefer Tydeus'tan geliyordu. Uzun süredir böyle kabuslar görüyordu ve içini rahatlatmak için bir çözüm olarak düşünmüştü bunu. Bu anıdan sıyrılıp sessiz sahilde yürüdü, uzaklaştı. Kafasını toplamak istiyordu, zaten Ares'in Gözü'nü Vicdan'ın anlattığı şeylerden beri Tydeus yeniden uyanmasın diye yanında taşıyordu. Bu onu çok yoruyordu, sabah akşam çalışmak da cabası. "Merak etme." dedi arkasından bir ses. Birden arkasına döndü ve karşısında ay ışığı saçan beyaz elbiseli güzel bir kadın çıktı. "Geçmişinde kötülük yok, bilinçsizlik var. Gençliğinin ateşi değil, bu yaşında bilinçli bir adam cinayetler işlese bile bunu bilinçsizlik olarak yorumlarım. Hiçbir insan tanrı ilmine vakıf olamaz, olsa da insan olarak kalmaz. Kendisine acınmasını hak ettirsin, aklını kullanabilsin yeter ki. En iğrenç kral bile bu yüzden hatalar yapar. Sadece kader tanrıçaları bunları sana fazla görüyor, tanrılar seni çoğu zaman cezalandırmak için değil güçlendirmek için sınadı. Ben sınamadım, zaten yeterince derdin vardı ve yardım ettim.
"Ama sana fazla görülen ve kötülük olarak anılan davranışlarının yanında iyilik de var. Onları unutabilmeni beynini buna zorlamak değil yaptığın iyilikler sağlar. Seni şimdi, tanrı ilmimle üzerindeki tüm sıkıntılardan esirgiyorum, madem tanrılar seni sınadı, şimdi bu dönemde ne öğrendiğini göster. O zamana kadar, kristalinin ağırlığı da Vicdan'ın baskısı da yok." ve kayboldu.
Argo'ya döndüğünde amaçladığı işlere girişti ve bunların hesaplamalarının ardından gelir-giderlerin bilançosunu istedi. Altından kalkabileceklerdi. Agenor'un acemilere yaptırdığı talimi izledi. Sonra karısının yanına gitti, eve dönmek güzeldi. İolkaste'yi sık sık görmek için elinden geleni yapıyordu. Yanına gittiğinde İolkaste hemen koşup boynuna salırdı. "Nedir seni bu kadar sevindiren şey?" diye sordu. Kadın onun yanağına bir öpücük kondurdu ve, "Kendi çocuğunun olacağını ilk senin bilmen gerekir diye düşündüm. " deyip gülümsedi. O an Pollux bir şok geçirdi, içinden Hera'ya teşekkürler ederken, "Vicdan sanırım gerçekten peşimi bir süreliğine bırakıp huzura kavuşabilmeme izin verdi." dedi kendi kendine.
Araştırmalar:
Zırhlı Birlikler:7 Gelişim, 8 Üretim, 10 Askeri
Bilimsel Metod:15 Gelişim, 15 Üretim
Hamleler:
4 Kaynak Keşfi(Telegonus)
1 Populasyon artırmak(50 Erytria'ya, 300 Artemnos'a, 50 Argo'ya ve gerisi Akhilleupolis'e.
Asker Üretimi:
Tank(Artemnos):9 ap(Agenor)
Berserker(Artemnos):6 ap(Agenor)
Süvari(Artemnos):5 ap(Agenor)
(şimdiye kadar Coıh'e x1 savaşçı,x1büyücü,x1İskelet ve x1 süvari göndermiş oluyorum)
Not:Ilyth'e de mağaraya da birer Trieme gidiyor
İksirlerden savaşa giden İskeletler hariç tüm birimlere veriyorum.(325 tane vermiş oluyorum sanırım)75 tanesi Coıh'e hediye.(artanlar kalacak)Kalan iksirleri saldırı puanı yönünde geliştiriyorum Bilimsel Metod'la ve çoğaltıyorum.
Büyü:
Okyanusun Ruhu ile o mağaraya girmeyi umuyorum.
Dilek:
Bilimsel Metod Araştırmasında ucuzluk.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder